PEACE AT HOME, PEACE IN THE WORLD ― Mustafa Kemal Atatürk

Saturday, March 21, 2015

Türkiye Kısa Film - Watchtower of Turkey


Türkiye'deki Amerika: İkili İlişkiler ve ABD'nin Örtülü Operasyonları

SAIT YILMAZ

Kaynak Yayinlari - 2014

Bu kitap, hem ABD’nin bu topraklardaki örtülü ve açık operasyonlarının bir tarihidir hem de bu operasyonların ülkemizi getirdiği durumun bir resmini çizmektedir.
İlk ticari ilişkilerden Wilson prensiplerine, Cumhuriyet’in kuruluşundan İkinci Dünya Savaşı sonrası ve Irak’ın kuzeyindeki kukla devletin inşasına kadar Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini, Milli Güvenlik ve dış politika uzmanı Doç. Dr. Sait Yılmaz’ın güçlü kaleminden okuyacaksınız.
Türkiye’deki Amerika, siyasi, ekonomik, askeri, sosyal, istihbari, ve teknolojik boyutlarıyla Türk-Amerikan ilişkilerinin perde arkasını gözler önüne sermektedir.

ICINDEKILER:
- Dünya Savaşları Döneminde Türk-Amerikan İlişkileri
- Soğuk Savaş Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri
- Türkiye’ye Sovyet Tehdidi ve ABD
- Truman Doktrini ve ABD Askeri Yardımı
- Marshall Yardımı ve Türkiye
- Menderes’in Dış Politikası ve ABD
- 27 Mayıs ve ABD
- Johnson Mektubu ve İlişkilerin Soğuması
- Türkiye’de Amerikan Askeri Tesisleri
- CIA-MİT İlişkileri
- 12 Mart ve ABD
- Kıbrıs Barış Harekâtı ve Silah Ambargosu
- 12 Eylül ve ABD
- Türk Ekonomisinin Dönüşümü ve ABD
- Koç ve Sabancı’nın Musevi ve ABD Bağları
- TÜSİAD ve Büyük Sermaye
- 1990-2001 Dönemi ABD’nin Türkiye’yi Kuşatması
- Körfez Savaşı Sonrası ABD-Kürt İlişkileri
- Obama ve Model Ortaklık
- AKP ve ABD
- ABD’nin Ilımlı İslam Projesi
- Türkiye’de İslamcılık ve ABD’nin Gülen Projesi
- CIA ve Fethullah Gülen
- Ergenekon Komplosu ve ABD
- ABD’nin Kürdistan Projesi
- Demokratik Açılım, KCK ve Oslo Görüşmeleri
- CIA’nın Türkiye’deki Varlığı ve Faaliyetleri
- Türk-Amerikan İlişkilerinin Geleceği

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Monday, March 9, 2015

An Entire Town Secretly Learned Sign Language To Surprise Their Deaf Neighbor

I’m not crying, it’s just dust, I swear.

Ryan Broderick

BuzzFeed News - March 9, 2015

Muaharrem is a young deaf man from Istanbul, and his sister, Ozlem, teamed up with a production crew recently to give him one hell of an amazing day.


READ MORE....

Wednesday, March 4, 2015

Turkey in the Cold War Ideology and Culture

Edited by Cangül Örnek, and Çagdas Üngör

Palgrave, 2013

Turkey in the Cold War: Ideology and Culture examines Turkey's Cold War experiences from a social and cultural perspective. Analyzing the local impact of this global confrontation in Turkey, this volume complicates the picture portrayed in the conventional studies on the Cold War era, most of which focused on the country's role in the US-led Western alliance. This volume, by contrast, shifts the focus to the contested Cold War culture in Turkey and examines several of its neglected themes, such as international exhibitions, sport and literature, media and propaganda, as well as the reception of US aid and assistance.

Introduction - Turkey's Cold War: Global Influences, Local Reflections; Cangül Örnek and Çağdaş Üngör
PART I: PROPAGANDA AND DISCOURSE
1. Cold War in the Pulpit: The Presidency of Religious Affairs and Sermons during the Time of Anarchy and Communist Threat; Ceren Kenar and Doğan Gürpınar
2. China and the Turkish Public Opinion during the Cold War: The Case of Cultural Revolution (1966-69); Çağdaş Üngör
3. Cultural Cold War at the İzmir International Fair: 1950s-1960s; Sezgi Durgun
4. Engagement of a Communist Intellectual in the Cold War Ideological Struggle: Nazım Hikmet's 1951 Bulgaria Visit; Gözde Somel and Neslişah Başaran
PART II: CULTURE AND SPORT
5. Issues of Ideology and Identity in Turkish Literature during the Cold War; Çimen Günay Erkol
6. 'The Populist Effect': Promotion and Reception of American Literature in Turkey in the 1950s; Cangül Örnek
7. From Battlefields to Football Fields: Turkish Sports Diplomacy in the Post-World War II Period; Dağhan Irak
PART III: FOREIGN AID AND ASSISTANCE
8. Land-Grant Education in Turkey: Atatürk University and American Technical Assistance, 1954-68; Richard Garlitz
9. Negotiating an Institutional Framework for Turkey's Marshall Plan: Conditions and Limits of Power Inequalities; Burçak Keskin Kozat

READ MORE........

Türkiye'nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı (Antikomünizm ve Amerikan Etkisi)

Cangül Örnek

ISTANBUL, 2015

II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle beraber Türkiye, hem iç politika hamlelerinde hem de dış politikada rotasını değiştirecek adımlar atmıştır. "İçeride" çok partili siyasi hayata yeniden geçme, "dışarıda" da ABD önderliğinde tesis edilen "hür dünya" ülkeleri arasına katılma kararı alınmıştır. ABD dostluğu, sempatisi ve mücahitliği, Kore Savaşı'na Türkiye'nin de ABD lehine asker göndermesiyle zirve noktasına vardı. Her ne kadar Kemalistler için "bağımsızlık", liberaller için "demokrasi", İslamcılar için de "mukaddesat" çok önemli olsa da Sovyetlere karşı ortak noktaları Amerikan dostluğu, sempatisi ve mücahitliği olmuştur.

Türk Sosyal Bilimler Derneği "Genç Sosyal Bilimciler" ödülünü kazanan bu çalışma, zihniyet ve toplumsal algıların nasıl oluştuğunu/oluşturulduğunu, akademik çevrelerin, dergi ve gazetelerin nasıl işlevler üstlendiğini gösteriyor. Özenle, ciddi ve emek gerektiren bir kaynak ve arşiv taramasıyla hazırlanan bu kitap, zihniyet araştırmaları ve tarihi için önemli bir çalışma…

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

Saturday, February 21, 2015

Modus Operandi, Mart 2015’te dağıtıma giriyor - Emrah Göker

Çalışmalarına Temmuz 2014’te başladığımız Modus Operandi: İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi için geri sayımı nihayet başlatabildik. Dergimiz, iki yıldır müthiş bir sosyal bilim yayıncılığı performansı sergileyen Heretik Yayın sahipliğinde dört ayda bir çıkacak.
22 Şubat 2015 itibarıyla, Vefa Saygın Öğütle editörlüğünde hazırlanan ilk sayısının duyurusunu yapabilir durumdayız. İlk sayının dosya konusu “Türkiye’de Sosyoekonomik ve Beşerî Bilimlerin Halleri” oldu. Sözünü aldığımız yazılarla ikinci sayıda da Türkiye’de farklı disiplinlerin geçmişteki ve günümüzdeki durumunu değerlendiren tartışmaları bu başlıkla sürdüreceğiz. 2016’ya kadarki yayın planımızı şuradan inceleyebilirsiniz. Modus Operandi’ye yazı göndermek için lütfen kurallarımızı ve yayın politikamızı gözden geçirin.
Şu aralar değerlendiricilerimizin olumlu görüş verdiği ama bazı düzeltmeler beklediğimiz bir-iki yazımız kaldı ve Cemal Kafadar’la yaptığımız söyleşi metnine kendisinin geri bildirimlerini bekliyoruz. Tasarımda bize destek veren arkadaşımızla çalıştıktan sonra Mart ayı içinde dağıtıma çıkacağız. Dergiyi hangi kitapçılarda bulabileceğinizin bilgisini çok yakında paylaşacağız. Abonelikle ilgili prosedürü de dağıtım öncesinde duyuracağız. 2014 sonuna doğru arkadaşlarımızla konuştuktan sonra 5. sayıya kadar bir plan yaptık ve editörler dosya çağrılarını hazırladılar. Bu planı şurada güncelliyoruz, yazı çağrıları da önümüzdeki haftalarda yayımlanacak. Dosya konularının dışında da sosyoekonomik ve beşerî bilimler alanında yaptığınız çalışmalarınızı bize gönderebilirsiniz.
Dergi çatısını oluştururken kendimize rol modeli aldığımız, sevdiğimiz, benimsediğimiz bazı uluslararası sosyal bilimcilerle iletişime geçtik, danışmanlarımız olmalarını istedik. Modus Operandi’de 4. sayıdan itibaren İngilizce (ve belki gelecek yazılara göre Almanca ve Fransızca) makalelere de yer vermek istiyoruz. Türkçe yayınlar için desteğini isteyeceğimiz araştırmacılarla da iletişim kurduk. Ortaya çıkan danışma kurulu listemizin güncel halini buradan inceleyebilirsiniz. Yeterince sayı çıkardıktan sonra derginin ulusal ve uluslararası saygın endekslerde yer almasını da hedefliyoruz.
Twitter kullanıcısı iseniz, dergiyi şuradan takip edebilirsiniz. Facebook sayfamız da şu. Bu sayfaları ve web sitemizi, görselleştirdikçe giydireceğiz.

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Friday, February 20, 2015

A New Book: The Reckoning of Pluralism Political Belonging and the Demands of History in Turkey

By Kabir Tambar

Stanford University Press, 2015

The Turkish Republic was founded simultaneously on the ideal of universal citizenship and on acts of extraordinary exclusionary violence. Today, nearly a century later, the claims of minority communities and the politics of pluralism continue to ignite explosive debate. The Reckoning of Pluralism centers on the case of Turkey's Alevi community, a sizeable Muslim minority in a Sunni majority state. Alevis have seen their loyalty to the state questioned and experienced sectarian hostility, and yet their community is also championed by state ideologues as bearers of the nation's folkloric heritage.
Kabir Tambar offers a critical appraisal of the tensions of democratic pluralism. Rather than portraying pluralism as a governing ideal that loosens restrictions on minorities, he focuses on the forms of social inequality that it perpetuates and on the political vulnerabilities to which minority communities are thereby exposed. Alevis today are often summoned by political officials to publicly display their religious traditions, but pluralist tolerance extends only so far as these performances will validate rather than disturb historical ideologies of national governance and identity. Focused on the inherent ambivalence of this form of political incorporation, Tambar ultimately explores the intimate coupling of modern political belonging and violence, of political inclusion and domination, contained within the practices of pluralism.

READ MORE....

İdeoloji ve Politikanın Mekânsal Gösterimi: Keçiören Örneği

İrem Öz Koç
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji Ve Sanat Tarihi Bölümü

Ankara Arastirmalari Dergisi
2014; 2(2): 131-158 | DOI: 10.5505/jas.2014.44127

OZET:
Osmanlı Dönemi’ni takiben kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara’ya bu bağlamda önemli sembolik anlamlar yüklenmiştir. Modern Türk Cumhuriyeti’nin temsili olan Ankara kenti, modern ve laik bir devlet olarak küresel tabloda yer edinmeyi amaçlamıştır. Diğer şehirlerden farklı olarak, siyasi alanın merkezinde olması sebebiyle, siyasi alanda olan dönüşümleri mekân üzerinden okumak mümkündür. Bu bağlamda, Ankara’nın en büyük ve nüfusu en fazla olan ilçelerinden Keçiören 1994 yılı sonrası siyasi sahada olan dönüşümler sonucunda tamamen değişmiştir. Bu çalışmanın amacı, Ankara’nın Keçiören ilçesinde 1994 yılı sonrası başlayan ve hâlâ devam eden dönüşümü incelemektir. AK Parti mimarisinin üzerinde durularak bu dönüşümün etrafında sosyal, politik, kültürel ve ekonomik sahalarda meydana gelen değişimler incelenecektir. Bu çalışma ile amaçlanan, geçmişi sadece fiziksel olarak değil, bunlar ile iç içe geçmiş sosyal ve siyasi olarak da benimsemiş yeni bir mimari oluşumun incelemesini Pierre Bourdieu’nun sosyolojik kavramları ile yapmaktır.

MAKALENIN TAMAMINI OKUMAK ICIN.....

Wednesday, February 18, 2015

Lecturer in Turkish Language - Cornell University

The Department of Near Eastern Studies, College of Arts and Sciences, Cornell University, invites applications for a position as Lecturer in Turkish language for two years beginning in the academic year 2015-16. The successful candidate will teach two courses per semester: Elementary and Intermediate Turkish 1 and 2. Minimum requirements are: a Master's Degree in a related field such as Turkish  Literature, Linguistics or Comparative Literature; experience teaching Turkish language (ideally including Ottoman Turkish); and demonstrated commitment to innovative methods of language instruction. The successful candidate will join a department with a long history of teaching Middle East Languages, and a college committed to growing Turkish studies on campus. Please submit letter of application, curriculum vitae, and the names and addresses of three references to Academic Jobs Online https://academicjobsonline.org/ajo/jobs/5367 by March 31, 2015. Diversity and Inclusion are a part of Cornell University's heritage. We're an employer and educator recognized for valuing AA/EEO, Protected Veterans, and Individuals with Disabilities. We actively encourage applications of women, persons of color, and persons with disabilities.

Tuesday, February 17, 2015

WORKSHOP: Toward A Transnational History of Turkish Studies (18th-20th Centuries)

Workshop held on 12-13 November 2015 at the Institut Français d’Études Anatoliennes (Istanbul)

Deadline for abstracts: 15 May 2015

Convenors: Marie Bossaert (EPHE, Paris) and Emmanuel Szurek (Princeton University)

Turkish studies, as a seemingly autonomous field of knowledge, has not been critically examined. With few exceptions, the existing literature generally provide a linear, internalist, if not hagiographic narrative centered on the “life-and-work” of a series of outstanding individuals. Moreover, conducted country by country, these surveys tend to neglect the international circulation of ideas, men and artifacts. We wish to take into account the different inheritances (European, Russian, Ottoman, Turkish, Arab, Japanese, American etc.) that have contributed to the intellectual and institutional autonomization of the field.

We propose to follow these leads through three sets of questions focusing on the definition, the actors, and the uses of Turkology.

1. What is Turkology? What is its object? Is it different than "Turkish studies"? Who are the "Turks" under consideration? When did Turkish Studies appear in the different countries, and how did they fit in the broader fields of orientalist scholarship, the humanities, and the social sciences at large?

2. Who is a Turkologist? How does one become a student in Turkish studies? Who are the non-academic and/or subaltern contributors to the field? What are the local, national and international networks enacted by these different actors?

3. What use is Turkology? What is the social and political role of the Turkologist (intelligence, military, diplomacy, translation etc.)? How were Turkish studies connected to Turkish nationalism(s)? To colonial empires? To international migrations? Is there such a thing as "War-Turkology"?

The detailed call for papers and submission guidelines are available at ejts.revues.org/5109 (English) and ejts.revues.org/5108 (French).

Email: Emmanuel Szurek
http://www.princeton.edu/transregional/fellowships/current

Sunday, February 15, 2015

The Sykes-Picot Agreement : 1916

It is accordingly understood between the French and British governments:

That France and Great Britain are prepared to recognize and protect an independent Arab states or a confederation of Arab states (a) and (b) marked on the annexed map, under the suzerainty of an Arab chief. That in area (a) France, and in area (b) Great Britain, shall have priority of right of enterprise and local loans. That in area (a) France, and in area (b) Great Britain, shall alone supply advisers or foreign functionaries at the request of the Arab state or confederation of Arab states.
That in the blue area France, and in the red area Great Britain, shall be allowed to establish such direct or indirect administration or control as they desire and as they may think fit to arrange with the Arab state or confederation of Arab states.
That in the brown area there shall be established an international administration, the form of which is to be decided upon after consultation with Russia, and subsequently in consultation with the other allies, and the representatives of the Shereef of Mecca.
That Great Britain be accorded (1) the ports of Haifa and Acre, (2) guarantee of a given supply of water from the Tigres and Euphrates in area (a) for area (b). His Majesty's government, on their part, undertake that they will at no time enter into negotiations for the cession of Cyprus to any third power without the previous consent of the French government.
That Alexandretta shall be a free port as regards the trade of the British empire, and that there shall be no discrimination in port charges or facilities as regards British shipping and British goods; that there shall be freedom of transit for British goods through Alexandretta and by railway through the blue area, or (b) area, or area (a); and there shall be no discrimination, direct or indirect, against British goods on any railway or against British goods or ships at any port serving the areas mentioned.
That Haifa shall be a free port as regards the trade of France, her dominions and protectorates, and there shall be no discrimination in port charges or facilities as regards French shipping and French goods. There shall be freedom of transit for French goods through Haifa and by the British railway through the brown area, whether those goods are intended for or originate in the blue area, area (a), or area (b), and there shall be no discrimination, direct or indirect, against French goods on any railway, or against French goods or ships at any port serving the areas mentioned.
That in area (a) the Baghdad railway shall not be extended southwards beyond Mosul, and in area (b) northwards beyond Samarra, until a railway connecting Baghdad and Aleppo via the Euphrates valley has been completed, and then only with the concurrence of the two governments.
That Great Britain has the right to build, administer, and be sole owner of a railway connecting Haifa with area (b), and shall have a perpetual right to transport troops along such a line at all times. It is to be understood by both governments that this railway is to facilitate the connection of Baghdad with Haifa by rail, and it is further understood that, if the engineering difficulties and expense entailed by keeping this connecting line in the brown area only make the project unfeasible, that the French government shall be prepared to consider that the line in question may also traverse the Polgon Banias Keis Marib Salkhad tell Otsda Mesmie before reaching area (b).
For a period of twenty years the existing Turkish customs tariff shall remain in force throughout the whole of the blue and red areas, as well as in areas (a) and (b), and no increase in the rates of duty or conversions from ad valorem to specific rates shall be made except by agreement between the two powers.
There shall be no interior customs barriers between any of the above mentioned areas. The customs duties leviable on goods destined for the interior shall be collected at the port of entry and handed over to the administration of the area of destination.
It shall be agreed that the French government will at no time enter into any negotiations for the cession of their rights and will not cede such rights in the blue area to any third power, except the Arab state or confederation of Arab states, without the previous agreement of his majesty's government, who, on their part, will give a similar undertaking to the French government regarding the red area.
The British and French government, as the protectors of the Arab state, shall agree that they will not themselves acquire and will not consent to a third power acquiring territorial possessions in the Arabian peninsula, nor consent to a third power installing a naval base either on the east coast, or on the islands, of the red sea. This, however, shall not prevent such adjustment of the Aden frontier as may be necessary in consequence of recent Turkish aggression.
The negotiations with the Arabs as to the boundaries of the Arab states shall be continued through the same channel as heretofore on behalf of the two powers.
It is agreed that measures to control the importation of arms into the Arab territories will be considered by the two governments.
I have further the honor to state that, in order to make the agreement complete, his majesty's government are proposing to the Russian government to exchange notes analogous to those exchanged by the latter and your excellency's government on the 26th April last. Copies of these notes will be communicated to your excellency as soon as exchanged.I would also venture to remind your excellency that the conclusion of the present agreement raises, for practical consideration, the question of claims of Italy to a share in any partition or rearrangement of turkey in Asia, as formulated in article 9 of the agreement of the 26th April, 1915, between Italy and the allies.
His Majesty's government further consider that the Japanese government should be informed of the arrangements now concluded.

The King-Crane Commission Report, August 28, 1919

Report of [the] American section of Inter-allied Commission of mandates in Turkey. An official United States government report by the Inter-allied Commission on Mandates in Turkey. American Section

Report of American Section of Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey

An Official United States Government Report

Turkey in Transition
"Dr. Henry Churchill King was born at Hillsdale, Mich., in 1858. He is president of Oberlin College and one of America's best known educators as well as the author of numerous volumes on theology, education and philosophy. During 1918-1919 he was director of religious work for the YMCA in France. In September, 1919, he was appointed to serve on the American Section of the Peace Conference Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey."

"Charles R. Crane was born at Chicago, Ill., in 1858. He was engaged in the manufacturing business in that city for more than a quarter of a century. He was a member of President Wilson's Special Diplomatic Commission to Russia in 1917; was a member of the American Section of the Peace Conference Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey in 1919; American Ambassador to China from May 1920, to June 1921."

READ THE FULL REPORT.....

Türkiye'deki yeni kapitalizmde din ilişki seviyesi - AYSE BUGRA

Cansu ÇAMLIBEL / Yüz Yüze Pazartesi - Fotoğraf: Levent KULU

Hurriyet - 16 Şubat 2015

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ayşe Buğra, uzun yıllardır sosyal politika alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen. Türkiye’de kapitalizmin gelişim evrelerini farklı boyutlarıyla ele alan çok sayıda kitabı var.
Osman Savaşkan ile birlikte hazırladığı son kitabı ‘Türkiye’de Yeni Kapitalizm: Siyaset, Din ve İş Dünyası’ geçen yıl ilk önce İngilizce olarak yayınlandı. Dünyada 1980’lerde ortaya çıkan ‘yeni kapitalizm’ dalgasının Türkiye’de nasıl tezahür ettiğini incelerken meselenin Ak Parti iktidarlarıyla kesişen noktalarını çarpıcı örneklerle anlatıyor. Kitaptan yola çıkarak Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan eko-politik gelişmelere bir yolculuk yaptık. Buğra’nın günceldeki pek çok sıcak tartışmaya ışık tutacak analizleri var. İslami kapitalizmden tam olarak bahsedemeyeceğimizi düşünüyor. Ancak ona göre din bugün Türkiye’deki ekonomik modelin ilişki sermayesi.
TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR KAPİTALİZM YOK
- Türkiye 2015 yılı itibarıyla kendi kapitalizmini yaratmış bir ülke mi? Türkiye kapitalizmi diye bir şeyden bahsedebiliyor muyuz artık?
Ben Türkiye kapitalizmi gibi bir şeyden bahsedebileceğimizi zannetmiyorum. Türkiye’de son 10-15 yılda ekonomik olarak yaşanan gelişmeler dünyadaki gelişmelerle çok yakından ilgili. Dünyada yeni bir kapitalizm olduğunu düşünüyorum ben. Kapitalizmin 1980 sonrasında yeni bir evreye girdiğini, bu evrenin belirli özellikleri olduğunu, bunların da Türkiye’deki durumu çok yakından belirlediğini düşünüyorum. Kitap, dünyadaki bu gelişmelerin Türkiye’ye yansıması üzerine. Türkiye’nin kendi yarattığı ya da kendine özgü bir kapitalizm olduğunu düşünmüyorum.
- 1980 sonrasında küresel olarak ortaya çıktığını söylediğiniz yeni kapitalizmin en belirgin özelliği nedir?

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Jadaliyya’daki Etyen Mahçupyan yazımız hakkında

Emrah Göker'in İstifhanesi
February 15, 2015

Eylem’le jadaliyya.com için yazdığımız “Becoming a ‘Media Intellectual': The Platitudes and Partisanships of Etyen Mahçupyan” (“‘Medya Entelektüeli’ne Dönüşmek: Etyen Mahçupyan’ın Yavansözleri ve Yandaşlıkları”) başlıklı yazıdan blogta da bahsetmiş olayım dedim. Yayına hazırlanmasındaki desteği için sitenin Türkiye sayfası editörlerinden Ayça’ya (Çubukçu) teşekkürler!! Soranlar oldu, Türkçe’ye çevirmedik henüz.
Birkaç şeyin notu burada kalsın istedim: Argümanı Eylem’in Bilkent Üniversitesi’nde savunduğu “The Democrat as a Social Type: The Case of Turkey in the 1990s” (“Bir Sosyal Tip Olarak Demokrat: 1990’larda Türkiye Örneği”) başlıklı doktora tezinden devşirdik. Orada Eylem, sol (sosyalist vb.) ya da sağ (Türk-İslamcı vb.) hareketlerle bağlantılı bir geçmişi olmayan, seküler ve elit kanaat üreticiliğinin 1980’lerle birlikte ortaya çıkışını incelemiş, yayınlara ve mülakatlara dayandırarak Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan ve Kürşat Bumin’in yörüngelerini nesneleştirmişti. Tezindeki “sosyal tip” odaklı tartışmayı, yakın zamanda Ronald N. Jacobs ve Eleanor Townsley’in araştırmasını (The Space of Opinion: Media Intellectuals and the Public Sphere2011) keşfettikten sonra alan analizi ile bağdaştırabilir miyiz diye düşündük ve bu yazıya giriştik. Geçenlerde AKP içindeki güç kavgası sebebiyle milletvekili olma hamlesinin başarısız olduğunu öğrendiğimiz Mahçupyan’a odaklanarak denedik. İktidar alanının hakim kanadının çekimine kapılan ve benzer sol- ya da sağ-liberter konumlarda duran başka figürler de var; Halil Berktay, Oral Çalışlar, Murat Belge, Asaf Savaş Akat, Süleyman Seyfi Öğün gibi. Veri noktalarını genişletip, hâttâ günümüzde Mahçupyan’a benzer şekilde CHP gibi güçlü siyasetlerin içine gömülmüş örnekleri de katıp, “kanaat uzayı” kavram-aracından faydalanarak ve işin içine TV ve gazete metinlerinin analizlerini de katarak bir kitap üzerinde çalışma niyetimiz var. Mahçupyan’ın öyküsünde biricik unsurlar var elbette, ancak bugünkü kanaat uzayında yerleşikleşmiş “demokratlık” tartışma çerçevelerinin, oyuna Türk-İslamcılar dahil olmadan önce geçmişte izini sürmek mümkün. Bugün pek hatırlanmıyor ama AKP’nin siyasette neden olduğu dönüşümlere farklı mesafelerde duran pek çok kanaat üreticisi “güçlü siyasetçilere akıl verme” işini eskiden de yapıyordu. Bir kısmı 1970’lerde CHP’ye, sonra “hangisi asker karşısında daha burjuva-demokratik, daha ilerici” diye DYP’ye veya ANAP’a, bazıları 1990’larda tekrar CHP’ye, bazıları YDH’ye, Derviş Hükümeti’ne akıl veriyorlardı.
Seçkin kanaat üreticiliğinin, yahut medya entelektüelliğinin yazıda incelediğimiz versiyonu iktidara yakınlığıyla siyaseten karşısında olduğumuz bir versiyon elbette. (Mahçupyan’ın laf kalabalığı ile iyi becerdiği partizanlığı daha önce şu yazımda ele almıştım.) Jadaliyya yazısıyla ilgili “az vurmuşsunuz, yumuşak olmuş” türü yorumlar aldık. Mahçupyan’ın durduğu pozisyona hangi şiddetle karşı olursak olalım, yazının bir derdi daha var, üstü örtülmesin isteriz: Bugün “medya entelektüeli” haline dönüştürücü patikalar hükümet yandaşlığının tekelinde değil. Mahçupyan kadar rahatsız edici konumlara yerleşmiş ama kanaat uzayının alaturka kutuplaşması içinde “tahakküm altında” bir yerde duran “Yeni CHP”, “Eski CHP” kanaat üreticileri var; Kürt hareketinin medya içinde temsiliyetinin tekeli için alanda mücadele eden örnekleri var. Bir siyasi hareketin, partinin söylemlerinin habercilik alanı içindeki temsiliyet ihtiyacı, habercilik alanının kendi sansasyon, haber üretimi, program formatı, tiraj, reyting vs. talepleriyle de ilişki içinde seçkin kanaat üreticilerini çekiyor. İtibar/kredi/inandırıcılık (kültürel ve sosyal, yeterince başarılıysanız, ekonomik sermaye) biriktirilebilecek bir iş halini aldığında yavan sözler, basmakalıp laflar, “yarı-düşünülmüş” fikirlerle hızlı çalışma habitusu edinmeniz gerekiyor (blogta bkz. “doksozofi“). O yüzden eğer “kanaat uzayı” Türkiye için de işlemselleştirebileceğimiz bir araçsa, AKP’nin seküler veya Türk-İslamcı medya entelektüelleri ile CHP’nin, Kürt hareketinin veya Gezi’nin medya entelektüelleri arasındaki homolojiyi görmek gerekiyor.

Thursday, February 12, 2015

Leon Trotsky: An exile's life in Istanbul

Anadolu Agency - 12 February 2015

This weekend is the anniversary of the Russian revolutionary's unwilling exile in Turkey. AA looks at the legacy of his presence in Istanbul.

By Handan Kazanci

A hunted figure lost in exile, under round-the-clock security and so jumpy that he once pulled a gun on his doctor – these are the remarkable years of Leon Trotsky, Russian revolutionary and fugitive who once lived in Istanbul.
More than 80 years ago this Saturday, one of the driving forces behind the Russian revolution came to Istanbul where he stayed for almost five years, living on one of the city’s islands and penning some of his most influential books.
February 12, 1929 was when the hero of the October revolution, 49 years old at the time, set foot in Istanbul travelling under the name “Leon Sedov.”
One of the leading names of the 1917 revolution that put an end to Tsardom in Russia, Trotsky was forced into exile after a power struggle for the Soviet leadership with Joseph Stalin after Vladimir Lenin’s death.
“He did not want to come to Turkey but he was forced to,” says Halim Bulutoglu, chief of the Adalar Foundation based in Buyukada, or Big Island.
Buyukada is located off the southern shore of Istanbul in the Marmara Sea where Trotsky’s family spent most of their time during their Turkish exile.
The communist leader, who was also founder of the Red Army, was the developer of the “permanent revolution” theory which aimed to create a worldwide socialist government.
When Lenin’s former right-hand man came to Istanbul, Trotsky and his family stayed at the Russian Consulate at first, says Bulutoglu.
Trotsky biographer Robert Service wrote in 2009 that the Turkish authorities led by Mustafa Kemal Ataturk, the founder of Republic of Turkey, set some strict conditions before granting Trotsky asylum.
“Moscow had to give an assurance that no attempt would be made to assassinate him on Turkish soil. They [Turkey] also made demands upon Trotsky himself. He had to refrain from interfering in local politics and publish nothing inside the country.”

READ MORE....

Sunday, February 8, 2015

TIKA - Latin Amerika Projeleri


Akademisyen Nuri Bilgin yaşamını yitirdi

Sosyal psikolog Prof. Dr. Nuri Bilgin geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti.

Türkiye’nin sayılı sosyal psikologlarından olan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuri Bilgin geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını yitirdi.
egedesonsoz.com‘un haberine göre, 15 Ekim 1948 Afyon Sandıklı doğumlu olan ve psikoloji, sosyal psikoloji gibi alanlarda sayısız çalışmaya imza atan Bilgin, geçtiğimiz hafta sonu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı akademisyenler zirvesinde bir sunum gerçekleştirmişti.
Evli ve üç çocuk sahibi Nuri Bilgin’in cenazesinin, yurtdışında yaşayan oğlunun Türkiye’ye gelecek olması nedeniyle hangi tarihte toprağa verileceği netlik kazanmadı.

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Yeni Doçentlik Sınav Yönetmeliği

Resmi Gazete
7 SUBAT 2015
Sayı : 29260

YÖNETMELİK
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından:
DOÇENTLİK SINAV YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Doçentlik Sınav Alanları
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, doçentlik sınavına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
(2) Bu Yönetmelik, doçentlik sınav alanlarının belirlenmesine, doçentlik başvurusunda bulunabilme şartlarına, başvurunun zamanına ve usulüne, doçentlik sınav jürilerinin oluşturulmasına, sınavların yapılmasına, intihal ve Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen diğer bilimsel yayın etiğine ve diğer disipline aykırılık iddiaları dolayısıyla izlenecek yola, komisyonların teşkiline ve görevlerine ilişkin hükümleri kapsar.
Dayanak
MADDE 2 - (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 11 inci ve 24 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Doçentlik sınav alanları ve kriterleri
MADDE 3 - (1) Doçentlik sınavı, Üniversitelerarası Kurulca belirlenen ve Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanan bilim alanları ve kriterleri çerçevesinde yapılır. Bilim alanlarındaki güncellemeler izleyen dönemde, doçentlik kriterlerindeki güncellemeler ise kabul edildikleri tarihten sonraki ikinci doçentlik başvuru döneminde uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Başvuru Zamanı ve Şartları, Jürilerin
Oluşturulması ve Doçentlik Sınavı
Başvuru zamanı ve şartları
MADDE 4 - (1) Doçentlik başvurusu, nisan ve ekim ayının on beşinci günü başlayıp, en geç ilgili ayın son çalışma günü mesai saati bitimine kadar devam eder.
(2) Doçentlik başvurusu için;
a) Türkiye’de doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik öğrenimini tamamlamış veya yurtdışında yapılmış olan doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik öğreniminin denkliğinin kabul edilmiş olması,
b) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezi bir yabancı dil sınavından en az altmış beş puan veya uluslararası geçerliliği Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından buna denk bir puan alınmış olması; doçentlik bilim alanı belli bir yabancı dille ilgili olanların bu sınavı başka bir yabancı dilde sağlaması,
c) Doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik derecesi iktisap edildikten sonra, doçentlik başvurusunda bulunulacak bilim alanında öngörülen asgari kriterlere uygun özgün bilimsel yayın ve diğer çalışmaların yapılmış olması,
şarttır.
(3) Doçentlik başvuruları, Üniversitelerarası Kurula eserler ile birlikte elektronik ortamda yapılır. Doçentlik başvuru şartlarının sağlanıp sağlanmadığı Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından ilgili bilim alanlarından görevlendirilen profesörler tarafından yapılan inceleme ile belirlenir.
Sınav jürisinin oluşturulması
MADDE 5 – (1) Başvurunun eksiksiz olduğu ve gerekli şekil şartlarını taşıdığı tespit edilen adayların her biri için, Üniversitelerarası Kurul tarafından, Doçentlik Sınav Komisyonunun elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirleyerek yapacağı öneri üzerine, başvurulan bilim alanı göz önünde bulundurularak beş asıl ve iki yedek üyeden oluşan jüri oluşturulur. Adayın başvurduğu bilim alanında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri yakın alanlardaki profesörlerden tamamlanır.
(2) Birinci fıkra hükümlerine göre oluşturulan jürinin asıl ve yedek üyelerine, mensubu bulundukları üniversite rektörlüğü aracılığı ile bildirim yapılır. Tüm jüri üyelerinin raporları Üniversitelerarası Kurula ulaşıncaya kadar üyelerin isimleri adaya bildirilmez.
(3) Doçentlik jürilerinde görev alabilecek profesör unvanlı öğretim üyelerinin listesi, Yükseköğretim Kurulu personel veri tabanındaki bilgiler esas alınarak belirlenir. Doçentlik sınav jürisindeki asıl ve yedek üyelikler, bu listede ilgili bilim alanlarında yer alan öğretim üyeleri arasından objektif ölçütlere göre belirlenir.
(4) Doçentlik sınav jürisinde görev alabilmek için öğretim üyesinin Devlet veya vakıf yükseköğretim kurumlarında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 26 ncı maddesi hükümlerine göre profesör olarak atanmış ve yetmiş iki yaşını doldurmamış olması şarttır.
Doçentlik sınavı
MADDE 6 – (1) Doçentlik sınavı, eser incelemesi ve sözlü sınav olmak üzere, iki aşamada yapılır.
(2) Doçentlik sınav jürisini oluşturan asıl ve yedek üyeler, adayın akademik çalışmalarının her birini değerlendirerek, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen formata uygun olarak hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula elektronik imzayla gönderirler. Bu raporlar, her başvuru dönemi için başvuru dosyalarının jüri üyesine iletildiği tarih sırasına göre ve dosya sayısı itibarıyla azami birer aylık sürelerde hazırlanarak Üniversitelerarası Kurula gönderilir. Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı bu raporların bir örneğini adayın dosyasında muhafaza eder.
(3) Jürinin asıl ve yedek üyeleri, süresi içinde rapor hazırlamalarına engel olacak nitelikte bir mazeretin ortaya çıkması halinde, bu mazereti varsa belgeleyen evrak ve bu mazereti uygun bulan görevli olduğu yükseköğretim kurumunun yönetim kurulu kararı ile birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirmekle yükümlüdür. Jüri üyesi, bildirdiği mazeretin Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edildiğine dair karar verilmediği sürece, bu görevden kaçınamaz. Kabul edilmiş mazereti olmaksızın görevini süresinde yapmayan jüri üyesinin genel hükümlere göre idari ve cezai sorumluluğu yoluna gidilir.
(4) Öğretim üyeliğinden istifa, emeklilik veya mazeret sebebiyle jürinin iki veya daha fazla üyesinin eksilmesi halinde, Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından eksilen üyelikler doldurulur.
(5) Asıl üyelerin makul bir mazeret olmaksızın raporunu süresinde göndermemesi halinde, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından bu kişinin jüri üyeliği iptal edilir ve yedek üyelerin raporları sırasıyla değerlendirmeye alınır.
(6) Değerlendirmeye esas alınan jüri raporları tamamlandığında, raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısıyla birlikte adaya gönderilir. Beş jüri üyesinden en az üçünün, adayı eser ve diğer faaliyetlerden başarılı bulması halinde, aday sınavın bu aşamasından başarılı sayılır ve sözlü sınava çağrılır. Başarısız bulunan aday ise jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla, en erken izleyen ikinci dönemde yeniden başvurabilir. Bu başvurusunda da başarısız bulunan aday, yine jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla, en erken izleyen ikinci dönemde yeniden başvurabilir. Eser incelemesi aşamasında üçüncü kez de başarısız bulunan aday, ancak en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabilir.
(7) Sözlü sınavın yapılacağı yer, tarih ve saat, Üniversitelerarası Kurul tarafından adaya, mazereti kabul edilenler dışındaki asıl ve yedek jüri üyelerine bildirilmek üzere mensubu oldukları üniversite rektörlüklerine ve sınavın yapılacağı üniversite rektörlüğüne bildirilir. Kendilerine bildirim yapılan asıl üyeler, sınav için belirlenen yer, tarih ve saatte hazır bulunmakla yükümlüdürler. Asıl üyelerden birinin hazır bulunmaması halinde sözlü sınav, sınavın yapılacağı üniversitenin rektörü veya görevlendireceği dekan veya müdür tarafından sıradaki yedek üyenin çağrılması suretiyle yapılır. Bu şekilde de jüri toplanamadığı takdirde en geç on beş gün içinde sınav yapılacak şekilde Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından yeni sözlü sınav tarihi belirlenir. Sözlü sınava gelmeyen asıl üyenin mazeretinin Doçentlik Sınav Komisyonunca kabul edilmemesi, yedek üyenin katılımıyla yapılan sınavın hukuki geçerliliğini etkilemez. Belirlenen yer, tarih ve saatte hazır bulunmayan jüri üyesinin bildirdiği mazeret Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edilmediği takdirde, genel hükümlere göre idari ve cezai sorumluluğu yoluna gidilir.
(8) Sözlü sınavın yapılacağı üniversitenin bulunduğu ilin dışında başka bir üniversitede görev yapan jüri üyesinin yol masrafları ile yevmiyesi, Üniversitelerarası Kurul Başkanının görevlendirme yazısı esas alınarak, görevli oldukları üniversiteler tarafından öncelikli ve ön ödemeli olarak karşılanır.
(9) Sözlü sınavın yapılacağı üniversitenin rektörü, sınav için gerekli fiziki ve teknik imkanları hazırlamakla yükümlüdür.
(10) Jüri, sözlü sınav için üye tamsayısı ile toplanır. Adaylar belirtilen yer, tarih ve saatte sözlü sınava alınırlar. Sınavda jüri üyelerinden profesörlük süresine göre en kıdemli olan, başkan olarak görev yapar.
(11) Sözlü sınav öğretim üyelerine açıktır. Sözlü sınavın yapılacağı yer, tarih ve saat sınavın yapılacağı üniversite rektörlüğünce internet sayfasında ilan edilir. Jüri başkanı, sözlü sınavın denetlenebilirliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
(12) Sözlü sınav sonunda jüri, adayın başarılı olup olmadığına, kapalı oturumda oy çokluğu ile karar verir. Bu karar, düzenlenen tutanakla imza altına alınır ve başkan tarafından jüri üyeleri önünde adaya sözlü olarak bildirilir. Adayı başarısız bulan jüri üyeleri gerekçeli karar yazar.
(13) Sözlü sınavda başarılı olanlara Üniversitelerarası Kurul tarafından ilgili bilim alanında doçentlik belgesi verilir.
(14) Adayın sözlü sınava gelmemesi halinde bu durum, jüri üyeleri tarafından imzalanan tutanakla tespit edilir.
(15) Sözlü sınav tutanağı, jüri başkanı tarafından Üniversitelerarası Kurula gönderilmek üzere sınavın yapıldığı üniversite rektörüne veya rektörün sınav için görevlendirdiği dekan veya müdüre imza karşılığında teslim edilir.
(16) Sözlü sınava gelmeyen aday, bu sınava gelmesine engel olacak nitelikte bir mazeretinin varlığı halinde bunu, varsa belgeleyen evrakla birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirir. Mazeret bildiriminde bulunulmaması veya bildirilen mazeretin Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edilmemesi halinde aday bir sözlü sınav hakkını kaybeder.
(17) Doçentlik Sınav Komisyonunun sözlü sınava gelmeyen adayın bildirdiği mazereti kabul etmesi halinde sözlü sınav, Üniversitelerarası Kurulun yeniden belirleyeceği yer, tarih ve saatte bu madde hükümlerine göre yenilenir.
(18) Sözlü sınavda başarısız olan veya sözlü sınav hakkını kaybeden aday, 4 üncü maddenin birinci fıkrasında belirlenen sürelerde yeniden başvuruda bulunması halinde tekrar sözlü sınava alınır. Bu başvuruda, 4 üncü maddede doçentlik başvurusu için aranan şartların taşındığına dair belgelerin yeniden ibrazı istenmez.
(19) Tekrar sözlü sınava alınacak aday için yeni bir jüri oluşturulmaz. Dördüncü fıkra hükümleri saklıdır.
(20) Eser incelemesinde başarılı olmasına rağmen birinci, ikinci veya üçüncü sözlü sınavda başarısız olan veya başarısız sayılan aday, her defasında en erken izleyen ikinci sınav döneminde sözlü sınav için yeniden başvurabilir. Üçüncü kez sözlü sınavdan başarısız bulunan aday için salt çoğunluğu sağlayacak sayıda üyenin değiştirilmesi şartıyla yeni bir jüri oluşturulur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik İlkelerine ve Disipline Aykırı Fiiller,
Doçentlik Sınav Komisyonu
Bilimsel araştırma ve yayın etiğine ve disipline aykırı diğer fiillerin işlendiği iddiası
MADDE 7 - (1) Üniversitelerarası Kurul, intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık ile diğer disiplin cezaları bakımından doçentlik sınavına başvuran adayların durumlarını Yükseköğretim Kurulu veri tabanından kontrol eder.
(2) Eser incelemesi yapan jüri üyeleri, başvuru dosyasında yer alan herhangi bir eserde intihal veya diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık tespit ederse, durumu hazırlayacağı gerekçeli bir raporla ve iddiaya konu olan eserlerle birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirir.
(3) Üniversitelerarası Kurul, intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemlerin yapılması için, durumu belgeleri ile birlikte Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderir ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz.
(4) İntihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası ile ilgili olarak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bünyesinde gerekli inceleme yapılır. İddianın doğru olmadığının tespiti halinde, doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.
(5) İntihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında yapılacak inceleme neticesinde etik ihlalde bulunduğuna karar verilen aday, doçentlik sınavı başvurusunda başarısız sayılır. Bu şekilde başarısız sayılan adaylar hakkında Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından ihlalin ağırlığına göre bir yıldan beş yıla kadar süreyle doçentlik başvurusunda bulunamama kararı verilir. Adayın idari, cezai ve hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
(6) İnceleme neticesinde etik ihlalde bulunduğuna karar verilen adayın, bağlı olduğu yükseköğretim kurumuna veya bağlı bulunduğu diğer kamu kurumuna aday hakkında gerekli disiplin işlemlerinin ve diğer idari işlemlerin başlatılması amacıyla bilgi verilir.
(7) Doçentlik sınavı başvurusuyla ilgili olarak adayın yanıltıcı bilgi veya belge sunduğunun, sınavın herhangi bir aşamasında jüri üyelerince ileri sürülmesi veya resen tespit edilmesi halinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. Doçentlik Sınav Komisyonunca bu iddia hakkında yapılacak inceleme neticesinde iddianın doğru olduğuna karar verilmesi halinde adayın başvurusu geçersiz sayılır. Bu sebeple başvurusu geçersiz sayılan aday en erken izleyen ikinci dönemde yeniden doçentlik başvurusunda bulunabilir. Doçentlik Sınav Komisyonunca yapılacak inceleme neticesinde iddianın doğru olmadığına karar verilmesi halinde doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.
(8) Adayın doçentlik başvuru süreci devam ederken aday hakkında doçentlik başvuru dosyasında sunmuş olduğu herhangi bir eserinde intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık bulunduğu iddiasını içeren şikayet veya ihbar başvurusu yapılması durumunda, Üniversitelerarası Kurul bu başvuruyu değerlendirilmesi amacıyla derhal Yükseköğretim Kuruluna gönderir. Yükseköğretim Kurulu bünyesinde bu başvuru hakkında ön değerlendirme yapılır. Yapılan ön değerlendirmede, başvurunun inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeye dayalı olduğunun tespit edilerek iddianın incelenmesine karar verilmesi halinde Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. İncelenmesine karar verilen başvurulara ilişkin olarak etik ihlal iddiası içeren doçentlik jüri raporları sebebiyle uygulanacak yol izlenir.
Doçentlik Sınav Komisyonu
MADDE 8 - (1) Bu Yönetmelikle verilen görevleri yerine getirmek üzere, Üniversitelerarası Kurul bünyesinde Doçentlik Sınav Komisyonu kurulur. Komisyon, sosyal, fen-mühendislik, sağlık bilimleri ve güzel sanatlar alanlarından profesör unvanına sahip on beş üyeden oluşur. Komisyon üyeleri, Üniversitelerarası Kurul Başkanının komisyon üye tamsayısının en az iki katı kadar önereceği aday arasından, Üniversitelerarası Kurul tarafından üç yıllığına seçilir. Komisyon ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir başkan seçer.
(2) Doçentlik Sınav Komisyonu, her bir adayla ilgili sınav jürisinin asıl ve yedek üyelerini elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirleyerek Üniversitelerarası Kurula sunar. Komisyon elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirlenen jürilerde ortaya çıkan maddi hataları düzeltir. Doçentlik bilim alanının özelliği nedeniyle elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla jüri oluşturmanın mümkün olmadığı hallerde, jüriler Komisyon tarafından belirlenir.
(3) Adayların doçentlik sürecine ilişkin her türlü itirazları Komisyon tarafından incelenerek karara bağlanır.
(4) Doçentlik Sınav Komisyonunda görev yapan öğretim üyelerinin yolluk ve yevmiyeleri, mensubu bulunduğu üniversite tarafından öncelikli ve ön ödemeli olarak karşılanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 9 - (1) 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçiş hükümleri
GEÇİCİ MADDE 1 - (1) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında öngörülen elektronik imza sistemi yükseköğretim kurumlarında, altıncı fıkrasında öngörülen elektronik sistem ise Üniversitelerarası Kurul tarafından oluşturuluncaya kadar, bu fıkralarda öngörülen başvuru usulleri yerine bu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
(2) Bu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce yapılmış olup da henüz sonuçlandırılmamış olan doçentlik başvuruları hakkında, bu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
(3) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte, Üniversitelerarası Kurul tarafından doçentlik sınavı ve süreci için oluşturulmuş bulunan doçentlik komisyonlarının görevi sona erer ve yapılacak ilk Üniversitelerarası Kurul toplantısında, 8 inci maddede öngörülen Doçentlik Sınav Komisyonu oluşturulur.
Yürürlük
MADDE 10 - (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 11 - (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yükseköğretim Kurulu Başkanı yürütür.

Wednesday, February 4, 2015

Osman Nuri Koçtürk

video

Yeni Sömürgecilik Açısından GIDA EMPERYALİZMİ

Osman Nuri Koçtürk

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
2009

2000’li yılların ilk çeyreğinin tanığı olduğumuz bugünlerde, “ülkeleri yönetmek için petrol, insanları yönetmek için gıda kay - naklarını kontrol etmenin gerekli olduğu” tezine artık pek az insan şüpheyle bakıyor. Çünkü “modern insan”ın belleğinde, bu tezi ka - nıtlayacak bir yığın anı - veri birikti. Kitlesel saldırılar için yeter derecede kimyasal silaha sahip olduğu iddiası ile işgal edilen Irak’ta, bu iddianın ve bunun yanında Irak’a demokrasi götürme savının bir yalandan ibaret ve asıl amacın Irak petrollerini kontrol etme olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Aynı şekilde, gıda yardımlarının korunan pazarlara giriş ve bu bölgelerin tarım yapılarını denetleme ve yönlendirmede bir araç olduğu, Amerikan Kongresi’nde yapılan konuşmalarla çoktan açığa çıkmış durumda. Dünya Ticaret Örgütü – IMF – Dünya Bankası patentli politikaların, periferi nin tarım ve gıda sektörünü nasıl çökerttiğine ilişkin haberler, dünyanın dört bir yanından akıyor... Kısacası, milattan sonra 2 bininci yıllarını yaşayan yaşlı yerkürede, ‘küreselleşme’ sözcüğüyle üstü örtülmeye çalışılan emperyalizmin işleri, bilinmeyen olmaktan çıkmış durumda.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.......

Monday, February 2, 2015

KORKUT BORATAV ILE ROPORTAJ: SYRIZA dalgası yayılabilir

Cansu ÇAMLIBEL / PAZARTESİ YÜZ YÜZE

HURRIYET DAILY - 2 SUBAT, 2015

Akademide “Hocaların hocası” diye de anılan Marksist iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav’ı röportaja ikna etmek hiç kolay olmadı. ODTÜ silahını kullanıp Boratav’ın kıramayacağını bildiğim değerli hocam Doç. Dr. Galip Yalman’ı araya soktum, işe yaradı.

Yunanistan’da radikal sol SYRİZA’nın iktidara gelişinin arkasındaki ekonomik gerçekliğin en sıkı analizlerini ondan okuduk. Bizzat kendisinden dinlemek ve Türkiye solunun ahvalini konuşmak için Ankara’daki evinde ziyaret ettim. İğneyi AKP’ye, çuvaldızı HDP’ye ve Türkiye soluna batırdı.
SYRIZA BÜYÜK İHTİMALLE ŞANTAJA BOYUN EĞMEK DURUMUNDA KALACAK
- Ocak başında kaleme aldığınız yazıda Yunanistan’daki seçim için ‘Son Yunan tragedyası perde açacak’ demiştiniz. SYRİZA kazansa bile eldeki verilerin sonuçta Troyka kazanacağını gösterdiğini savundunuz. SYRİZA kazandı, hala öyle mi düşünüyorsunuz?  Bir kere şunu söyleyelim; SYRİZA Yunan halkının 2007’den bu yana yaşadığı büyük sosyal çöküntünün bir tepkisi olarak geldi. AB’nin, Avro bölgesinin Yunanistan’da yol açtığı ağır maliyet onu iktidara getirdi. Bana göre, SYRİZA kısa vadeli doğru bir teşhis yaptı ve iktidar bu sayede kuruldu. AB’ye, yani Troyka’ya karşı sert bir söylem, mücadele,  iktidarın anahtarını sağladı. Bir kere SYRİZA umulandan daha güçlü geldi. Oy oranı tahminlerin üzerinde yüzde 36 çıktı. Koalisyon ortağı sağcı ANEL de AB’nin ağır politikalarına karşı bir parti. Dolayısıyla hükümetin doğrudan doğruya AB ile cepheden tartışmaya girmesi mümkün.
- Mücadeleyi kim nasıl kazanacak?

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

Thursday, January 29, 2015

Office Manager/Researcher, Turkey

International Crisis Group 

http://www.crisisgroup.org/en/about/employment/careers/open-positions/office-manager-researcher-turkey.aspx
 
Purpose of the role:
The Office Manager / Researcher conducts research and is responsible for smooth running of the office in Istanbul.
Specific responsibilities:
  • Conducts research into the security affairs and foreign policy of Turkey and its relevant neighbours, especially including Syria and Cyprus, as assigned by the supervisor;
  • Assists in the drafting and editing of detailed policy reports, sets out relevant research findings and policy recommendations, and explores appropriate means of alleviating the underlying causes of tension and conflict;
  • Assembles, transcribes or summarizes relevant material including press reports, interviews, government data, documents, and reports, and seminars;
  • Handles administrative functions such as directing incoming mail and phone calls, liaises with local officials, local accountants, vendors and the landlord, supervises service delivery, arranges office cleaning and food supplies, and in general keeps the office running smoothly;
  • Ensures that Crisis Group’s financial records of project-related expenses are kept up to date, submits these records to headquarters, maintains an accurate record of financial transactions, and undertakes of banking duties as necessary;
  • Provides logistical support for visits and travel of field staff and consultants;
  • Assists foreign staff in acquiring work and residence permits; and,
  • In close cooperation with the IT and Communication teams, manages IT and communications support.
Requirements:
  • Bachelors or Masters degree in international relations or conflict resolution;
  • Understanding of international affairs with specific knowledge of Turkish politics and foreign policy;
  • Experience and motivation in office support role with bookkeeping tasks is preferred;
  • Proven excellent research skills;
  • Excellent oral and written communication skills in both Turkish and English; and,
  • Proactive, well organized, and able to work as part of a team as well as independently;
Application procedure:
Applications should be submitted in English with an attachment of CV, cover letter, and contact details of at least 3 referees. Please send applications by email to open.positions@crisisgroup.org, including "OM/Researcher, Turkey" in the subject line, before 31 January 2015.
Please note that only candidates selected for further consideration will be contacted.  No phone calls please.

Tuesday, January 27, 2015

İş Kazaları Ekonomik Büyümenin Bedeli Mi? Tuzla Tersaneleri ve İş Cinayetleri

K. Murat Güney

DAVETSIZ MISAFIR - 19 OCAK, 2015

Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü Video Konferans Salonu’nda “iş kazalarını” tartışacağımız sunuma, İstanbul’da bulunan tüm dostları bekleriz… “Bu sunumda Türkiye’deki ekonomik büyümenin ölümcül sonuçlarına odaklanacağız. AKP hükümetinin kısa vadede ekonomik büyümeyi en büyük öncelik olarak dayatan neoliberal söylem ve eylemlerinin bir sonucu olarak Türkiye’de kronikleşen iş cinayetlerini tartışacağız. Ekonomiye dair önceliklerini çok kısa vadede, krediye ve dış kaynağa bağımlı büyüme ve Gayri Safi Milli Hasıla’yı en hızlı biçimde artırma yönünde belirleyen AKP hükümetinin ve bu önceliklerle hareket eden işverenlerin, iş güvenliğini, iş sağlığını, eğitim ve teknoloji yatırımlarını uzun vadeli birer külfet, hatta birer “lüks” olarak gören ve göz ardı eden politikaları Türkiye’de emeğin zaman ve mekân sıkışmasına maruz kalmasına yol açıyor. İşi bir an önce bitirme, kârı maksimize etme telaşı, işçilerin yaşam hakkının önüne geçiyor. Bugün resmi rakamlara göre yılda 1.500’e yakın işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, yüz bin işçide 12 işçinin canından olduğu, yani iş cinayetlerinin Avrupa Birliği ortalamasının 6 katı kadar gerçekleştiği Türkiye’de iş cinayetlerinin neden “doğal” olmadığını, “işin fıtratının” değil siyasi ve ekonomik birtakım tercihlerin bir sonucu olduğunu tartışacağız.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.......

Monday, January 26, 2015

Associate Director, Keyman Modern Turkish Studies (MTS) Program - Northwestern University

The Keyman Modern Turkish Studies Program (MTS) at Northwestern University seeks an experienced scholar to fill a position in the interdisciplinary field of Turkish Studies, and to participate in the management and coordination of the program's activities. Additional responsibilities include academic research and teaching that involves introductory and intermediate undergraduate courses on modern Turkey's history, culture and society. MTS operates under the auspices of the Buffett Center and the Associate Director reports to Center leadership. Learn more about the Keyman Program at www.turkishstudies.northwestern.edu. The appointment is expected to be 75% in the MTS Program and 25% in an academic department in the Weinberg College of Arts and Sciences. The directorship will be an annual (12 month) appointment for a three year period, with the expectation of renewal. Salary and academic rank are commensurate with experience. Occasional work outside of normal business hours for events and meetings. Domestic and international travel will be required on an occasional basis.

Applicants must: 1. Submit a letter indicating interest, qualifications, and describing relevant research, administrative, and teaching experience; 2. Provide a current curriculum vita; 3. Arrange for confidential letters of recommendation sent from 3 references who can address the candidate's scholarly, instructional, and administrative skills; 4. Include samples of scholarly publications 5. Provide a teaching portfolio including statement of teaching philosophy, sample course syllabi, and associated student evaluations.

Specific Responsibilities: 1. Responsible for scholarly activity in Modern Turkish Studies, including organization of conferences, speaker series and similar academic events; initiating grant proposals for external funding; participating in fundraising activities; 2. Promoting and offering relevant undergraduate courses and learning experiences in Turkey; 3. Building relationships among MTS's stakeholder groups (i.e., faculty, administrators, students, academic programs, alumni, and other supporters); 4. Developing and sustaining strategic partnerships with higher educational institutions around the world to advance collaborative research, teaching, and engagement; 5. Facilitating collaborative, multi-disciplinary, and cross-school research among social sciences, arts, and humanities; 6. Developing communications materials and fulfilling reporting requirements; 7. Representing MTS at Northwestern, nationally, and internationally; and 8. Performing other duties as assigned.

Minimum Qualifications: 1. A doctoral degree, or equivalent research expertise, in a relevant social science or humanities field; 2. An established research focus on some aspect of Modern Turkish studies; 3. A successful teaching record in undergraduate courses related to modern Turkey; 4. Experience advising undergraduate students; 5. A record of administrative experience and leadership in higher education; 6. Knowledge of current research trends in Modern Turkish Studies, including both social sciences and humanities; 7. Ability to organize international, interdisciplinary collaborations with individual scholars and institutions; 8. Native or near-native fluency in Turkish; 9. Demonstrated capacity for management and project oversight; 10. Proven ability to work independently and as a team member; and 11. Superior communication skills (oral and written).

Preferred Qualifications: Comparative or interdisciplinary research situating Turkey in the context of other countries or world regions is desirable. As per Northwestern University policy, this position requires a criminal background check. Successful applicants will need to submit to a criminal background check prior to employment. Northwestern University is an Equal Opportunity, Affirmative Action Employer of all protected classes including veterans and individuals with disabilities.

How to Apply: For consideration, please click on the link below. You will be directed to Northwestern University's electronic recruiting system. Job Opening ID number for this position is 24816. Apply Here: https://nuhr.northwestern.edu/psp/hr91prod_ss/EMPLOYEE/HRMS/c/ HRS_HRPM.HRS_JOB_OPENING.GBL?Action=U&HRS_JOB_OPENING_ID=24816

Sunday, January 25, 2015

Special Issue of the Turkish Journal of Sociology on Military Sociology

The Turkish Journal of Sociology wishes to publish its first issue devoted to military sociology. First published in 1917, The Turkish Journal of Sociology is a publication of the Department of Sociology of the Istanbul University Faculty of Letters, the first and leading sociology department in Turkey. The Turkish Journal of Sociology is a peer-reviewed, biannually published journal (http://journals.istanbul.edu.tr/iusosyoloji). Modern militaries have undergone considerable change in recent decades. This is a reflection of dramatic changes in society, including changes in inter- and intra-state politics, public opinion, civil-military relations, demographics, and both short-and long-term military engagements around the world. Within Turkey, issues surrounding the military have received considerable attention in the political science, military history, and military science arenas. However, amid the quickly changing contexts in which its military operates, in tandem with its importance domestically and internationally, Turkey remains an understudied country in the field of military sociology studies. The special issue of The Turkish Journal of Sociology, dedicated to military sociology, is scheduled for publication in December of 2015. We welcome manuscripts that use a variety of levels of analysis and methodologies, apply different theoretical orientations, and explore diverse socio-demographic foci in relation to the military institution, military service, and/or civil-military relations. Articles will be selected for publication based on topical relevance, clarity of argument, and level of significance and contribution to the field of military sociology. Topics may include, but are not restricted to: Manuscripts should be submitted electronically in English to Ryan Kelty, Ph.D., who will be guest editing this special issue, and in Turkish to Adem Baspinar at rkelty2@washcoll.edu and adembaspinar@gmail.com, respectively. Subject heading for the email when submitting a manuscript should read, “Manuscript Submission for Special Issue of the Turkish Journal of Sociology.” Electronic submissions should be sent as email attachments in either .doc or .docx format. Work submitted for potential inclusion in this Special Issue must be a complete manuscript that adheres to the Turkish Journal of Sociology’s submission requirements, which may be found on the journal’s official website: http://journals.istanbul.edu.tr/iusosyoloji/about/submissions.
CALL FOR PAPERS SPECIAL ISSUE OF THE TURKISH JOURNAL OF SOCIOLOGY ON MILITARY SOCIOLOGY
Guest Editors Ryan Kelty, Ph.D. Department of Sociology Washington College,Chestertown, MD 21620, USA
Contact Information: rkelty2@washcoll.edu
Adem Baspinar Department of Sociology Kırklareli University, Kavakli, Kirklareli 39000, Turkey Contact Information: adembaspinar@gmail.com

Olivier Roy, Prof. Nilüfer Göle ve Gilles Kepel ile söyleşi - Ruşen Çakır

“Artık cihada çoluk çocuk, ailece gidiliyor” Olivier Roy ile söyleşi 
23.Oca.2015 rusencakir.com

Siyasal İslam konusunda dünyanın önde gelen isimlerinden olan Olivier Roy bir süredir Floransa’da Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nde çalışıyor. Son kitabı “Kayıp Şark’ın Peşinde” (Çeviren Haldun Bayrı, Metis) yakında Türkiye’de yayınlanacak olan Fransız araştırmacıyla Paris’teki 7 Ocak saldırıları ve 11 Ocak gösterisini konuştuk.

Paris eylemcileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Roy: Videolar çekiyorlar, kendilerini övüyorlar, gazetecilerle röportajlar yapıyorlar ve ölüyorlar. Bütün o delikanlılar öleceklerini biliyorlar. Kurtulmayı denemiyorlar bile. Bu olayda, kimliklerini düşürmüşler; çünkü bence Freud’un “sakar eylem” diye bahsettiği şey söz konusu. Coulibaly ise bir markete girdiğinde, etrafının sarılacağını, bu işten canlı çıkma şansının hiç kalmayacağını biliyor. Biliyor bunu. Dolayısıyla nihilist kahramanlar bunlar. Şimdiki gençliğin bir kısmı nihilistleşiyor ve şiddetten büyüleniyor; evet, model alınıp taklit edilebilirler. 


DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

**************************************************************

“Müslümanlık ile Avrupa et ve tırnak gibi” Prof. Nilüfer Göle ile söyleşi 
17.Oca.2015 rusencakir.com

Uzun süredir Paris'te Sosyal Bilimler Yüksek Okulu'nda (EHESS) görev yapan Prof. Nilüfer Göle ile 7 Ocak Charlie Hebdo saldırısı ve 11 Ocan yürüyüşü üzerine konuştuk. Söyleşinin Semih Sakallı tarafından hazırlanan tam dökümünü dikkatlaerinize sunuyoruz:

7 Ocak’taki saldırının ardından sizinle konuştuğumda moral olarak büyük çöküntü içerisindeydiniz ama anladığım kadarıyla 11 Ocak’taki yürüyüş sizi umutlandırmış.

Göle: Evet. Doğrusu beni çok umutlandırdı. Herkesin paylaştığı şöyle bir bilinç oldu: Avrupa’nın 11 Eylül’ü. Ne demek 11 Eylül? Bunun bir öncesi var, bir de sonrası olacak. Tarih yazımı bundan itibaren farklı şekilde seyredecek. Daha da iyi seyretmesi mümkün değil hissiyatı hâkimdi çünkü Fransa’yı kalbinden vurdu. Hem özgürlük değerleri, hem ifade özgürlüğü açısından, Charlie Hebdo gibi bir geleneğin çöküşü anlamında. Bir de Musevi vatandaşlar var. Bugün Fransa’nın, Avrupa’nın, geçmişleri nedeniyle, demokrasi kültürünün iki ayağı var: İfade özgürlüğü ve anti-semitizm’e bir daha düşmemek. Bu saldırıyla birlikte ikisi birden vuruldu. 11 Eylül karşılaştırması bize ilginç kapılar açıyor. 11 Ocak yürüyüşü, 11 Eylül sonrası gibi olmaması için Fransa toplumunun, vatandaşlarının toplu kolektif bir bilincin meydanlarda kendini ifade etmesiydi. 11 Eylül’de Irak Savaşı başladı. Zaten bu kötülüklerin nüvesi. Yanlış kararın sonucu olarak düşünüyorum. Ortadoğu’daki karışıklık, Suriye meselesi zincirleme gitti. Bir hata bir sürü hatayı doğurdu. Birinci soru, “Buna tepkimiz 11 Eylül sonrası gibi mi olacak?” İkincisi, 11 Eylül’den çok farklı bir Avrupa boyutu söz konusu, çünkü teröristlerin tamamı Fransız vatandaşı. Aynı şekilde, İngiltere’deki Londra veya İstanbul veya Madrid saldırılarına da baktığımızda bütün teröristler aslında Avrupa vatandaşı. Burada da kardeşler Avrupa vatandaşı, Fransız doğumlu. Bir defa Müslümanlık ile Avrupa iç içe. Et ile tırnak gibi. Kötülüğün kökeni dışarıda değil içeride. Onun için ne yapacaksınız? Nereye savaş açacaksınız? Müslümanları denize mi dökeceksiniz veya göçmenler ülkelerine mi geri dönecek? İkisi de mümkün değil. O zaman geriye iç savaş ortamı kalıyor. 11 Ocak yürüyüşünde, insanlar bunun farkına vararak sadece değerlerine bir saldırı olarak değil, birlikte ve bir arada yaşama arzusunu ve iradesini koydu. Çok zordu. 7 Ocak günü yapılan tamamen kendiliğinden gelişmiş olan Cumhuriyet Meydanı’ndaki ve Özgürlük Abidesi’nin altındaki gösterilere gittim. Manzara görülmeye değerdi. Hiçbir siyasi parti amblemi yoktu. Ağırlıklı olarak gençler ve emekliler vardı. Daha sessiz, daha sakin, daha ufak bir topluluk vardı. O sırada teröristler halen kaçmaktaydı. Ona rağmen iktidar bu toplanmayı engellemedi. Kalemler çıktı. Yumruklar havada değildi. Bir arada olarak çözüm olabileceği hissi ortaya atıldı. Esas kalabalık olan yürüyüş tam bir vatandaşlığın provası dediğimiz, vatandaşların kendini ifade etme biçimiydi. 


DEVAMINI OKUMAK ICIN..... 

**************************************************************

“Cihatçı hem küreselleşmeden yararlanıyor, hem onun kurbanı oluyor” Gilles Kepel ile söyleşi
22.Oca.2015 rusencakir.com

Çok sayıda kitabı Türkçe’ye de çevrilmiş olan Gilles Kepel İslami hareketler konusunda sadece Fransa’da değil, dünyada da önde gelen bir isimdir. Paris Siyasal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Kepel ile 7 Ocak saldırları ve 11 Ocak gösterisini konuştuk. Söyleşimizin Haldun Bayrı tarafından hazırlanan tam halini dikkatinize sunuyoruz: 

7 Ocak’ta, bu işi yapanların hedeflerine ulaştıkları izlenimine kapıldım...
Gilles Kepel: Hayır, ulaşmadılar; aksine, hedefleri Müslümanlar’la Müslüman olmayanlar arasında korkunç bir fay hattı yaratmaktı, başaramadılar. 2004 yılı sonunda “Küresel İslami Direniş çağrısı” adlı kitabını internet üzerinden yayan Ebu Musab Es-Suri’nin düşüncesi bu. Avrupa’yı cihadın ana savaş alanı haline getirme, Avrupa toplumlarıyla bütünleşmemiş Müslümanlar’ı kullanarak onları cihatçılığın kahramanlarına dönüştürme ve Avrupa toplumunda bu kışkırtmalara karşı tepki uyandırma isteği var: Bu saldırılar üzerine Müslümanlar’dan kurtulmak isteyenler olacak, savaş çıkacak ve sonuçta İslam’ın zaferi gelecek ve Avrupa yok olacak diye düşünüyorlar. Oysa, işler umdukları gibi gitmedi, çünkü o muazzam yürüyüş, Fransa’nın en büyük yürüyüşü oldu; bunu çok sayıda insan da esefle karşılasa bile: Fransa’nın bir bölümü yürüyüşe katılmadı. Bugün “Ben Charlie’yim” yürüyüşlerinin yanında, “Charlie olmadığını” söyleyen bir Fransa var ise, ulusal modelle kendini özdeşleştiremeyen banliyölerin Fransası’dır o. Bugünün tartışması bu: Elbette kurbanlara destek amaçlı duygusal bir slogan olan “Ben Charlie’yim” sloganının, etrafında Fransız ulusal sözleşmesinin tekrar inşa edilmesi gereken bir slogan olduğundan emin değilim. Elbette ki önemli olanı, ifade özgürlüğünden yana olunduğunu; öldürülen kim olursa olsun, özellikle de bu koşullarda, Charlie Hebdo’daki gazetecilerin, dininden çıkmakla suçlanan polis memuru Ahmed Merabet’in, ya da Coulibaly’nin rehin aldığı kaşer marketteki Yahudi müşterilerin öldürülmelerinin kabul edilemeyeceğini ifade etmek. Ama yine de, ulusal sözleşmenin sadece bir hiciv dergisine destekten ibaret kalmayıp başka bir zeminde tekrar inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu önemli, ama asıl amaç bu değil. Ve şayet halkın bir bölümü bu çizilenlerden rencide oluyorsa, onların sözleşmeye katılması bu şekilde başarılamayacaktır. Dinleri eleştirme hakkımız vardır, ama ulusal sözleşme mevzuu başka şeydir. Laiklik sadece din adamı sınıfı karşıtlığı üzerine kurulmamıştır.


DEVAMINI OKUMAK ICIN.......

Saturday, January 24, 2015

Candan Beyaz atışmasına Bedaş direniş çadırından cevap


Beyaz Show - Candan Erçetin'den Beyaz'a Cevap 23 Ocak 2015


Turkey keen to increase trade volume with Ethiopia

By Tinishu Solomon 

The Africa Report - Friday, 23 January 2015

Turkey says it is keen to increase its current trade volumes with Ethiopia to reach a half a billion dollar mark from the present $400 million.  Since 2003, the volume of trade between Ethiopia and Turkey has grown seven fold, while the number of active Turkish companies in the country grew from one to 38.  Turkish President Recep Tayyip Erdogan, who was on a one-day visit in Addis Ababa on Thursday, says the current trade volume "still insufficient".  "Our goal is to increase it up to $500 million," he said.  Erdogan had brought with a business delegation keen to exploit opportunities in the East African nation.  Apart from the increasing trade between the two countries, Ankara is also the leading foreign investors in Ethiopia in terms of total capital volume, amounting to over $3 billion.  Most of these investments are concentrated on manufacturing, tourism, agriculture, and minerals sectors – creating more than 32,000 jobs.

READ MORE.....

Thursday, January 22, 2015

Assistant/Associate Professor in Turkish Language/ 1 year (Sep 2015-July 2016)

Qatar University Profile:
Qatar University is the national institution of higher education in Qatar. It provides high quality undergraduate and graduate programs that prepare competent graduates, destined to shape the future of Qatar. The university community has diverse and committed faculty that teaches and conduct research, which addresses relevant local and regional challenges, advances knowledge, and contributes actively to the needs and aspirations of society.

Qatar University is an intellectual and scholarly community characterized by open discussion, the free exchange of ideas, respectful debate, and a commitment to rigorous inquiry. All members of the University - faculty, staff, and students - are expected to advance the scholarly and social values embodied by the university.
College Profile:
The College of Arts and Sciences (CAS) houses eleven departments, covering a wide range of undergraduate specializations in the Arts and Sciences including English Literature & Linguistics ; Arabic Languages, History, Sociology, Social Work, International Affairs, Mass Communication, Psychology, Policy, Planning & Development, Statistics, Chemistry, Biological Sciences, Environmental Sciences, Public Health, Biomedical Sciences, Sports Science, and Human Nutrition. The College also houses five Master Programs, which are in Environmental Sciences, Biomedical Sciences, Gulf Studies, Material Science and Arabic Language. In Fall 2013, CAS launched a PhD in Biological and Environmental Sciences. Additionally, the College offers a Program of Arabic for Non- Native Speakers.

It is worth mentioning that as members of QU, CAS faculty members have excellent opportunities to secure intramural and extramural funding for their research ideas.  Qatar National Research Fund (QNRF) is major source of research funding, with individual project funding limit exceeding 1 million/project (5 million exceptional projects) along with student research funding programs. As the national and largest University in the country, Qatar University is the recipient of most of QNRF awards, with many research- active faculty members able to win multiple grants.


Department Profile:
The Department of Humanities, History Program, at Qatar University, Doha, invites applications for one year  position at the level of Assistant/ Associate Professor in Turkish language to begin September 2014. We are seeking a broadly trained applicant with demonstrated teaching excellence and a commitment to scholarship.  Preferably in Turkish language with working knowledge in Arabic and English.
Candidates should be committed to excellence in teaching.  Candidates must have a Ph.D. degree in Turkish language with strong quantitative and/or qualitative research skills. Preference will be given to candidates who have a track record of excellent publication and possess the potential and willingness to collaborate with faculty within and across departmental divisions. Priority will be given to candidates who fluent in both Arabic and English.
Duties & Responsibilities:
Assist and collaborate with course instructors as assigned by Department Head.
Ability to follow up and monitor the academic progress of students who opt to courses offered by  the Department.
Ability to propose academic skills and successful learning strategies in connection with student needs and course-specific requirements. 
4.      Work in collaboration with faculty on strategies to improve student skills
5.      Identify student learning needs and gaps in skills
Ability to support students academically through one-on-one meetings and group sessions.
7.      Collaborate faculty in preparing assessments tools and instruments to measure improvement in student skills
8.      Mark Assessment tasks
9.      Ability to teach Turkish language courses offered by the Department and other relevant departments, College of Arts and Sciences.
10.  Ability to work in teams
11.  Ability to use technology to improve student learning
12.  Assist Program Head with different tasks  required.
13.  Proficiency in Turkish, and working knowledge in Arabic language and English.
Qualifications:
The candidate should hold a Ph.D Degree in Turkish language obtained  at an internationally recognized university.
Experience in teaching a wide range of courses in Turkish and related disciplines.
Competency and involvement in research.
Working knowledge  in Arabic and English Languages
    
Required Documents:
Current Curriculum Vitae.
Cover letter.
Teaching, research, and service philosophy.
Three referees’ contact information (Mailing and email addresses, and telephone contacts).
Copy of highest earned credential (transcript of highest degree if graduated from an institution where course work was completed. However, if no course work was completed, a copy of certificate letter from the registrar of your highest credential granting institution regarding your highest academic degree).
Any additional documents that are relevant to your application.

To Apply, Please send the above required documents  to : headdephumanities@qu.edu.qa

Tuesday, January 20, 2015

10. KARABURUN BİLİM KONGRESİ, 2 - 6 Eylül 2015 Karaburun – Mordoğan / İZMİR

Sermaya bir suç örgütlenmesidir...

Tarihsel analiz olayları salt kendi varlığında inceleyemez. Olaylar gerçek anlamlarına ancak meydana geldikleri tarihsel ve toplumsal bağlamda kavuşurlar. Tikel olanın bütün ile birlikteliği tarih bilincinin başlangıcıdır. Kapitalizmin tarihinde sermayenin ve sermaye birikiminin süregiden yapısı ve onunla bütünleşen ulus-devlet göz ardı edilecek olursa, herhangi bir tarihsel olayı doğru biçimde anlamak imkânsız hale gelir. Sermaye ilişkisi, sömürünün güçle birlikteliğidir. Kapitalizmle birlikte iktidar ilişkisi, sermaye ilişkisinin varlık alanında yeniden kurulmuştur. Devlet -bir iktidar olarak örgütlenmiş sermaye- kapitalizmin fiili denetim ve zor aygıtı haline gelirken varlık koşullarını ve sürekliliğini sadece insanlığa karşı değil doğaya karşı da işlediği suçlarla sağlar. İşsizlik ve iş cinayetleri başta olmak üzere yoksulluk, mülksüzleşme, emekçi sınıflara yönelik sonu gelmez saldırıların türlü biçimleri sermayenin doğasında vardır. Ekolojik katliamlar, kültürel kıyımlar, toplumsal cinsiyetlere, kimliklere, inançlara, değerlere yönelik saldırılar da bir o kadar aynı doğada yer alır. Kriz dönemleri ise sermayenin vahşet anlarıdır. Soykırımlar, katliamlar ve savaşlar bu vahşetin en kitlesel, en somut halleriyle göründüğü insanlık suçlarıdır. Egemen anlatı, sermayenin insanlık suçlarını parçalanmış gerçeklikler olarak; yalnızca ve tek başına hukuksal, politik ya da sosyolojik sorunlarmış gibi tartışır. Böylece, bir yandan genel olan tekilleştirilirken diğer yandan bizatihi kapitalizmin en büyük organize suç örgütü olduğu gerçeği perdelenir. Bilimin işi, yıkıp perdeyi viran eylemek değilse nedir? Bu yüzden Karaburun Bilim Kongresi, 10’uncu yılında sermayenin doğasından türeyen kitleselleşmiş insanlık suçlarını, yani “Soykırımlar, Katliamlar ve Savaşlar”ı konu ediniyor. ‘Suçlular’a karşı insanlığın yanında olan herkesi 2-6 Eylül tarihleri arasında Karaburun’a davet ediyoruz.

KARABURUN BILIM KONGRESI 2-6 EYLUL, 2015
KARABURUN - MORDOGAN, IZMIR

Thursday, January 15, 2015

A New Book: Transnational Turkish Islam

Thijl Sunier and Nico Landman

Palgrave - 2015

Transnational Turkish Islam provides a state of the art portrait of the Turkish Islamic infrastructure in seven European countries. The book analyses how the Turkish Islamic organizational landscape has developed over the course of time against the background of three major changes: the transformation of Turkish Muslims from migrants to permanent residents in Europe, the rooting of Islam in Europe, and the societal and political changes in Turkey in the past decades. These changes impact the way Turkish Muslims organize locally, nationally and transnationally. Turkish Islamic organizations today act not just on a national level, but are embedded in a transnational field. The authors take critical issue with the assumption that Islam in Europe should be cut off from its roots and forced into a national model. They argue that maintaining transnational networks is not in contradiction with rooting in the local society.

READ MORE....

16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar

Nihal ATSIZ

Ötüken, 65. sayı, 1969
 
Son zamanlarda basında görülen haberlerle ve TRT`nin bastırdığı bir takvimle Türklerin şimdiye kadar 16 büyük devlet kurduğunu, bu yüzden Türkiye Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız bulunduğu iddiaları öne sürüldü.
Her şeyimiz gibi tarihimiz de henüz kesin şeklini almış değildir. Türk tarihi nerden başlayıp hangi gidişi takip eder, kimler Türk`tür? Bunlar henüz belli değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bazı büyük şahsiyetlerin Türk olup olmadığı üzerinde bile tarihçilerimiz arasında birlik yoktur. Durum bu merkezde iken, şimdiye kadar 16 büyük Türk devletinin kurulduğu ve Türkiye`nin bunların vârisi olduğu hakkındaki iddia, şüphesiz, çok su götürür bir iddiadır.
Şimdiye kadar 16 büyük Türk devleti kurulduğu hakkındaki kararı kimin verdiği belli değildir. Tarih bilginlerinin konusu olan bu konu için ciddi bir kurultayın toplanması gerekirdi. Böyle bir kurultay toplanmış değildir. Ayrıca bu kadar büyük ve tesirli bir fikir için yalnız tarih bilginlerinin toplanması da yeterli sayılmaz. Bu tarih mirasından söz edilirken işe milli kültür ve ülkünün taşıyıcıları olan kimselerin karışması da tarihî bir zarurettir .
Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın 16 büyük Türk devletini temsil ettiği hakkında şimdiye kadar benim hiçbir bilgim yoktu. Bu gibi konularla ilgilenen birisi olarak ben bu sembolü bilmedikten sonra acaba bunu kimler biliyordu? Yoksa bu da bir millî sırdı da ancak şimdi mi açığa vurulması uygun görüldü?

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....