PEACE AT HOME, PEACE IN THE WORLD ― Mustafa Kemal Atatürk

Saturday, April 25, 2015

Can Armenia move past its hatred of Turkey?

 
 
 
The writer is an assistant professor of international relations at Lehigh University. He served in the Armenian government from 1991 to 1993 as an analyst and a foreign service officer.
 
Next Friday Armenians in this country and around the world will commemorate the 100th anniversary of the most calamitous event of their history — the mass murder of their ancestors in the Ottoman Empire. There will be solemn speeches, ceremonies and rallies. There will be impassioned calls on governments that have not recognized the murder of Armenians as genocide to do so. And there will be denunciations of the Turkish policy of denial.
The anniversary is also a good opportunity for another kind of reflection. The Armenian politics of memory has not been without its controversial aspects, which are rarely discussed openly and honestly. Such a discussion is long overdue, especially if Armenians do not want the politics to harm Armenia and are interested in Turkey someday recognizing the genocide.
First, if we are genuinely interested in not just the rest of the world but also Turkey recognizing the Armenian genocide — and, at least to this Armenian, that is the recognition that matters — we must fundamentally revise our attitudes toward Turks, as emotionally understandable as these attitudes may be. Specifically, we must stop treating criticism of or even antagonism toward the Turkish state as interchangeable with hostility and hatred toward Turks themselves.

Amerikan Belgelerinde Alparslan Türkeş Kurgular Ve Gerçekler

Mehmet Akif OKUR

Turk Yurdu Dergisi - Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

Yakın tarihimizin en ciddi kutuplaşmalarından birine şahitlik eden Soğuk Savaş yıllarını geride bırakalı hayli zaman oldu. Etrafımızı çepeçevre kuşatan yeni gerilimler ve değişen siyasi aktörlerin de etkisiyle eski kavgalar, toplumsal hafızamızın ücra köşelerine itildi. Ancak, söz konusu normalleşmenin tesirini yeterince hissettiremediği alanlar hâlâ mevcut. Bunların başında, Soğuk Savaş’ta Türkiye’yi derinden sarsan çatışmaları ve önemli siyasi figürleri konu edinen tarih yazıcılığı geliyor. Kitaplar, dergiler ve son olarak da ekranlar, kendilerini var eden bağlamın buharlaşmasıyla gündelik hayatlarımızdan düşen kavgalara dair hatıraların sürekli tazelendiği arenalar hâlindeler. Öyle anlaşılıyor ki, tamire başlanan toplumsal köprülerin tahkimi için kabuk tutan yaraları kanatacak yeni buhranlara düşmeden zaman oku üzerinde bir kaç adım daha atmamız gerekiyor. Bu yolculuğumuza ise, kurguyu gerçekten ayırmamıza imkân verecek nitelikte çalışmalar eşlik edebilirse, geçmişin acı yüklü küllerini göğe savurup geleceğe yürümemiz kolaylaşacak.

İşe, propaganda olarak üretilen ancak arkasındaki gücün büyüklüğü sebebiyle zihinlerde gerçekmiş gibi iz bırakan iddialardan başlamalıyız. Örneğin, Türk milliyetçiliğinin ve Alparslan Türkeş’in ele alındığı popüler yahut akademik görünümlü birçok metinde hiçbir somut delile dayanılmaksızın ileri sürülegelen kimi iddia ve ithamlar, tartışılmaz gerçeklermiş gibi tekrarlanmaya devam ediliyor. Bu türden yazılarda, Türkeş ve liderliğini yaptığı Milliyetçi Hareket, ABD tarafından Sovyetlere karşı mücadele için dizayn edilmiş aktörler olarak takdim edilirken kökleşmiş önyargılar dışında hemen hiçbir objektif temele dayanma ihtiyacı hissedilmiyor.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

Wednesday, April 22, 2015

‘ARAMCO ümmetten’ Suudi müttefikliğine

Suudi Arabistan Kralı Abdullah öldüğünde AKP neden milli yas ilan etti? Türkiye’de siyasal İslam’ın iktidara yükselişinde Suudi Arabistan sermayesinin rolü ne? Nasır liderliğinde birleşen Mısır, Suriye ve Yemen’de, bugün yaşanan çatışma ve krizlerde Riyad’ın nasıl bir etkisi var?

BIRGUN - 22 NISAN, 2015

BEHLÜL ÖZKAN - ozkanbehlul@gmail.com
Libya, Suriye, Irak, ve Yemen alevler içinde. Arap dünyasının lideri olarak bilinen Mısır’ın geleceğiyse belirsiz. Oysa yarım asır önce çok farklı bir Ortadoğu vardı. Bağdat, Şam, Kahire; Ortaçağ karanlığını temsil eden Riyad’a karşı Arap dünyasının parlayan şehirleriydi. Saddam, Esad, Kaddafi, Nasır gibi liderler Soğuk Savaş’ta Batı karşıtı kampta yer alarak Arap milliyetçiliğini savunurken Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez şeyhlikleri, Ürdün ve Fas krallıkları ABD’nin yakın müttefikleriydi. Ortadoğu’da sol/seküler akımların yükseldiği 1950’ler Suudlar için kâbus yıllarıydı. Suriye, Mısır ve Yemen’in Nasır liderliğinde birleştiği 1958 yılı, hem Suudi Arabistan hem ABD için dönüm noktası oldu. O sene ABD’nin Milli Güvenlik Konseyi, pan-Arabizm ve sosyalizmin yükselişine karşı NSC-5820 kodlu raporu yayımladı. ABD’ye göre Suudi Arabistan liderliğinde örgütlenecek siyasal İslam; Ortadoğu’da Arap milliyetçiliği ve solun panzehiri olacaktı.
HER ŞEYİ DEĞİŞTİREN KRAL: FAYSAL
Faysal, Vahabi ulemanın desteğini de alarak saray darbesiyle 1964’te Suudi tahtına çıktı. Ama bundan iki yıl önce Suud-Amerikan ortak petrol şirketi ARAMCO’nun desteğiyle bizde Rabıta olarak bilinen Dünya İslam Birliği’ni Mekke’de kuran da oydu. Rabıta’nın ilk toplantısında Pakistan’dan Cemaati İslami’nin kurucusu Mevdudi, Mısır İhvanı’nın kurucusu Hasan el Banna’nın damadı Seyit Ramazan’a ek olarak 22 farklı ülkeden önde gelen İslamcılar bir araya geldi. Türkiye’den de AP Konya Milletvekili Ahmet Gürkan (daha sonra Türk-Suudi Arabistan Dostluk Cemiyeti başkanı olacak) ile 1977’de MSP’den milletvekili olacak ve 1980’lerde Suud sermayesinin Türkiye’ye girişine öncülük edecek Salih Özcan katıldı. ABD’nin ARAMCO vasıtasıyla desteklediği Rabıta, Ortadoğu’da Arap milliyetçisi ve sol rejimlere karşı Mısır’da İhvan başta olmak üzere İslamcı siyasi grupları desteklemeye başladı. İslamcı gruplar üzerinden örgütlenen Rabıta, Suudların ve ABD’nin Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine karışmasında önemli rol oynamaya başlıyordu.  Öyle ki İslamcılığın 20. yüzyılda önemli isimlerinden Seyid Kutub ölmeden önce ‘[Siyasal] İslam’ı Amerika kurdu’ itirafında bulunmuştu.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.......

Tuesday, April 21, 2015

OKTAY SİNANOĞLU’NUN ANISINA

Hanifi Altaş

Bundan yirmi yıl önce 28 Mayıs 1995 günü akşamı, Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü münasebetiyle İstanbul Başkonsolosu değerli dostumuz şair ve yazar Abbas Abdullah tarafından İstanbul Akgün otelde verilen resepsiyon sırasında gördük ve tanıdık merhum Sinanoğlu’nu. Yeni Hayat çevresinden üç-beş arkadaş vardık orada, Hocanın çevresini sardık, sohbete başladık, derken resepsiyonun dağılmasına yakın, “Hocam dedik, sizi bu gece bir yere bırakmayız, buyurun gidelim bizim derginin idarehanesine, sohbete orada devam edelim.” Hoca da baktı ki etrafı çepeçevre kuşatılmış, “elimizden kurtuluş yok”, kabul etti.
Sultanahmet’teki dergi idarehanesinde sabaha kadar süren uzun bir sohbete daldık. Sonra Hocayı evine bırakacağız arabayla, Moda’da imiş evi de, kapısına kadar götürdük, lakin bir türlü evin anahtarını bulamadı. Bilim adamlığı demek böyle bir hal işte diye düşündük. Hocayı alıp gerisin geriye döndük, Yazı İşleri Müdürü olan arkadaşımız Nişantaş’ındaki evinde konuk etti kendisini.
Hocayla işte o tarihi günde başlayan dostluğumuz hep devam etti, zaman zaman dergimize yazı verdiği de olmuştur. Hukuki konularda danışmak için de bazen beni arar veya yazıhananeme uğrardı, avukatıydım çünkü aynı zamanda da. Bundan on beş- on altı yıl kadar önce Ankara Gazi Üniversitesi Hastanesinde, daha sonra da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde yattı. Her iki hastanede de ziyaretine gitmiştim.
Türk Milletinin bilim alanında medar-ı iftiharı olan Hocayı yalnızca bu yönüyle değil, en başta Türk dilinin ve kültürünün korunması uğrunda yazılarıyla ve konuşmalarıyla verdiği unutulmaz mücadelenin yanında, çok çeşitli ulus ve ülke sorunlarını ele alan yazı ve makaleleri, tv konuşmaları ve kitaplarıyla da hep hatırlayacağız….
Ruhu şad, yeri uçmak olsun…

Monday, April 20, 2015

Karl Kautsky ve Ultra-Emperyalizm Kuramının Düşündürdükleri: Sosyal Demokrasi ve Uluslararası İlişkiler

Yunus EMRE

Emre, Yunus, “Karl Kautsky ve Ultra-Emperyalizm Kuramının Düsündürdükleri: Sosyal Demokrasi ve Uluslararası Iliskiler”,  Uluslararası İlişkiler, Cilt 10, Sayı 39 (Güz 2013), s. 45-69.

Bu makalede ünlü Alman sosyal demokrat kuramcı ve politikacı Karl Kautsky’nin ultra-emperyalizm kuramı incelenmektedir. Karl Kautsky’nin ultra-emperyalizm kuramı hem siyasal tarihte hem de Uluslararası İlişkiler alanında önemli etkiler bırakmış bir yaklaşımdır. Makale üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karl Kautsky’nin sosyal demokrasi tarihi için önemi ve temel tezleri belirtildikten sonra ultra-emperyalizm kuramı tartışılacaktır. İkinci bölümde ultra-emperyalizm kuramının Marksist emperyalizm kuramları içindeki yeri incelenecektir. Üçüncü bölüm ultra-emperyalizm kuramının İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası ilişkileri açıklama kapasitesi ve Uluslararası İlişkiler kuramları içinde kullanım imkanları hakkındadır. Makalede ulaşılan temel sonuç Karl Kautsky’nin ultra-emperyalizm kuramının günümüz Uluslararası İlişkiler çalışmaları için önemli bir analitik kapasiteye sahip olduğudur.

MAKELEYI INDIRMEK ICIN TIKLAYIN....

Sunday, April 19, 2015

TÜRKİYE’DE İNSANLAR NE İSTİYOR? Prof. Dr. Veysel BOZKURT


Professor at  Istanbul University
Hiç düşündünüz mü Türkiye’de insanların tercihleri üzerinde hangi faktörlerin etkisi daha baskındır? Örneğin ekonomik faktörlerin, güvenliğin, çevrenin ve daha insancıl topluma doğru ilerlemeye ilişkin inancın bizim önceliklerimiz arasında yeri nedir?
En bilinen motivasyon kuramlarından birisini ortaya atan A. Maslow’a göre davranışlarımıza yön veren ihtiyaçlar arasında bir hiyerarşi vardır. Yeme, içme, barınma ve güvende olma gibi hayatta kalmaya yönelik ihtiyaçlar bu hiyerarşinin temelini oluşturur.
Fizyolojik (1) ve güvenlik (2) ihtiyaçlarını,  sevgi (3) ve toplumda saygınlık kazanma (4) gibi toplumsal ihtiyaçlar izler.  Hayatta kalmak için gereken ihtiyaçları karşılanan bireyler, bir gruba ait olmak, yardımseverlik, arkadaşlık, aile, özsaygı, tanınma, güç ve başarı isterler.
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde ise, kişisel tatmin, yaratıcılık, ahlak, önyargılardan uzak durma, insanlığın refahıyla ilgilenme, hakikat ve anlam arayışı gibi özellikleri içinde barındıran kendini gerçekleştirme ihtiyacı yer alır (5.aşama).
Bu aşamalar birbirinden tümüyle ayrı olmasalar da, Maslow’a göre bireylerin hayatta kalmaya yönelik temel ihtiyaçları karşılanmadığı sürece, üst katmanlarda yer alan ihtiyaçların onların motivasyonlarındaki etkisi ikincil önemdedir.
Türk toplumu ihtiyaçlar hiyerarşisinin neresinde?
Tekrar ilk paragraftaki soruya geri dönersek, Türkiye’de halk yöneticilerinden gelecek 10 yılda nelere öncelik vermesini istiyor? 
Kuşkusuz konuya ilişkin hepimizin kişisel deneyimlerimizden kaynaklanan bazı bilgileri var.
Pekiyi bu konuda bilimsel araştırmalar ne söylüyor?
Türkiye malum, data (bilimsel araştırma) fukarası bir ülke. Konuya ilişkin elimizdeki kısıtlı veri setlerinden birini 1989 yılından itibaren Türkiye de de uygulanmaya başlanan Dünya Değerler Araştırması (DDA) oluşturuyor.
DDA’nın veri setine dayanarak hazırlanan Şekil 1’de de görüldüğü gibi gelecek 10 yılda ülkenin birinci önceliğinin ne olması gerekir sorusuna nüfusunun yaklaşık üçte ikisi (%66.2) hızlı ekonomik büyüme diyor.  20 yılı aşan bir süredir yapılan 5 farklı uygulamada da, ülkenin birincil önceliğinin hızlı ekonomik büyüme olması gerekir diyenler ezici bir çoğunluk oluşturuyor.
Son dalga uygulamasında güçlü bir orduya sahip olmanın birincil öncelik olması gerektiğini söyleyenler yüzde 20,7 ile ikinci sırada yer almaktadır.
Bunu yüzde 8,9 ile  insanın yaşadığı çevrede daha çok söz hakkına sahip  olması ve yüzde 4,2 ile yaşanılan çevrenin (şehirlerin/köylerin) güzelleştirilmesi birincil öncelik olması gerekir diyenler izlemektedir.
Yine araştırmanın bir başka benzer sorusunda da istikrarlı bir ekonomi, fikirlerin paradan daha değerli olduğu daha insancıl bir topluma doğru ilerleme ve suçla mücadele seçeneklerinden hangisinin ülkenin önceliği olması gerektiği sorulduğunda da yine toplumun büyük bölümü (% 57.5) ekonomik istikrarı bir numaraya yerleştiriyor.
Ankete katılanların sadece yüzde 23.9’ü daha insancıl bir topluma doğru ilerlemenin birincil öncelik olması gerektiğini söylüyor.
Fikirlerin paradan daha değerli olduğu bir topluma doğru ilerlemek birincil öncelik olmalı diyenler ise yüzde onun altında kalmaktadır (%9.7).
Son sırada da suçla mücadele yer alıyor.
İlk tabloya benzer şekilde son 20 yılda yapılan beş farklı araştırmada da, önceliğin ekonomik istikrara verilmesi gerektiğini söyleyenler birinci sırada yer almaktadır.
Dünya genelinde aynı dönemde 50’den fazla ülkede uygulanan Dünya Değerler Araştırması’nın data setine dayanarak hazırlanan yukarıdaki grafikler nasıl yorumlanabilir?
Aslında diğer ülkelerde de benzer şekilde hızlı ekonomik büyümenin ve ekonomik istikrarın ülkelerinin önceliği olması gerektiğini söyleyenlerin oranları diğerlerinden daha yüksek.
Bu durum Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin temellerini oluşturan hayatta kalma değerlerinin,  insanların çoğunluğunun hala birincil önceliği olduğunu ortaya koyuyor.
Birçok ülkede olduğu gibi, bizde de hızlı ekonomik büyüme ve zenginleşmeyi sağlayacakları konusunda toplumu ikna edenler, fikirlerin paradan değerli olduğu daha insancıl toplum vaadinde bulunanlara göre çok daha fazla ilgi görüyorlar.
Sözün özü, ülkenin elitleri kabullenmekte güçlük çekseler de, toplumun ezici bir çoğunluğu,  fikirler karın doyurmuyor, önce para diyor!
Data böyle söylüyor!
Ölçemediğinizi yönetemezsiniz derler.
İnanmıyorsanız bir de siz ölçün!

KÖY ENSTİTÜLERİ MARŞI

video

Mustafa Kemal Atatürk... Ne mi yaptı?...İzleyin !..


Friday, April 10, 2015

Milada Dönüş (Ulus - Devletten Devlet - Ulusa Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi) - Murat Somer

Koç Üniversitesi Yayınları / Tarih Dizisi
2015

Kürt (ve Türk) meselesinde bir milada dönüş yaşanıyor. Kürt sorununun kökleri, 1918-1926 yılları arasındaki gelişmelerde ve alınan politik kararlarda yatıyor. O yıllardaki şartlar ve yanıtlanması gereken temel sorular, bugünkülere çok benziyor." Bu kez daha iyi yanıtlar verilebilecek mi? Murat Somer, bu soruya farklı bir yerden bakarak yoldaki engellere ışık tutuyor ve çözümler geliştiriyor. Somer'e göre, sorunun kaynağındaki ikilemlere ulaşmak için Kürtlerden çok Türklere ve Ortadoğu'ya bakmak gerekiyor.
Bu sorunu kuruluş döneminden günümüze kadar inceleyen Somer, Türk ve Kürt meselesinin temelinde üç ikilem yattığı sonucuna varıyor: ayrılıkçılık potansiyelinin bertaraf edilememesinden kaynaklanan dış güvensizlik ikilemi, siyasal aktörlerin ideoloji veya iktidar mücadelelerinden doğan elit işbirliği ikilemi ve hem Kürtlerin görülmek ve eşitlik taleplerini karşılayabilen hem de toplumun ortak kimlik ihtiyacını tatmin eden bir kimlik gereksiniminde ortaya çıkan ortak kimlik ikilemi. Kitap, bu ikilemleri aşmak için uyumlu ortak kimlikler ve devlet-ulus gibi kavramları ve somut çözüm önerilerini sunuyor.
Milada Dönüş: Ulus-Devletten Devlet Ulusa Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi, sadece sosyal bilim veya siyaset bilimi alanlarında çalışanların değil, Türklerle Kürtlerin ne yöne gittiklerini merak eden herkesin ilgisini çekecek bir kitap.
"Murat Somer her gün değişip yeni bicimler alan Kürt sorununu sağlam bir kuramsal çerçeveye oturtup tarihsel bir açıdan inceliyor. Bu çalışmasıyla Somer hem Türkiye'deki toplum bilimi birikimine katkı yapıyor, hem bu karmaşık sorunu anlamamıza yardım ediyor hem de çözüme yönelik pratik öneriler getiriyor. Bu üç başarıdan herhangi bir tanesi tek başına bu kitabın çok önemli bir yayın olmasına yeterdi. Milada Dönüş bu her üç alanda yaptığı değerli katkılarla ve özgün kaynaklara dayanan araştırmasıyla etkisi uzun yıllar sürecek çok önemli bir kitap."

The Turkish Complex

Jenny B. White 

The Islam-vs.-secularism formula and the moderate-vs.-radical Islam dichotomy are poor guides for understanding contemporary Turkey.

The American Interests - Volume 10, Number 4 February 2, 2015

Turkey’s turn toward pugnacious autocracy over the past few years has caused consternation in Washington and European capitals. Some pundits blame it on the rise of Islam in a country that previously had been ruled by secular Kemalist governments. Since 2002, the Islam-rooted Justice and Development Party (AKP) has been elected three times at the national level with an ever-greater percentage of the vote. In the 2014 local elections, too, it neared 50 percent. As the party has deepened its hold on Turkey, it has felt more secure in pressing what many assumed has been its agenda all along: authoritarian rule and the Islamicization of society.
This view ignores two important things: that Kemalist governments tended to be tutelary, illiberal democracies shepherded by an intrusive military; and that during the decade after its election, the AKP, led by former Prime Minister and now President Recep Tayyip Erdoğan, transformed Turkey into a liberalizing, internationally engaged, economic powerhouse that had the respect and ear of the world’s leaders. If one simultaneously exaggerates the successes of Turkey’s Kemalist leaders and the recent failures of the AKP government, distortion is bound to result, and one is left unable to really account for the seeming knife-edge turns in Turkey’s political character.

READ MORE....

Friday, April 3, 2015

MERSİN ÜLKÜ OCAKLARI 2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ

Sancaklar Camii 2015


Gazeteci Ruşen Çakır'in Turkiye, İran, İslam ve Kürt sorunu üzerine E-kitapları

Ruşen Çakır
2015

Nereye Gitti Bu Ülkücüler?
Recep Tayyip Erdoğan - Bir Dönüşüm Öyküsü - 1980 Sonrası İslami Hareket 3
Ne Şeriat Ne Demokrasi - Refah Partisini Anlamak
Direniş ve İtaat - İki İktidar Arasında İslamcı Kadın - 1980 Sonrası İslami Hareket-1
Hatemi'nin İran'ı
Türkiye’nin Kürt Sorunu
Sol Kemalizme Bakıyor
Vatan Millet Pragmatizm
İmam Hatip Liseleri: Efsaneler ve Gerçekler
Resmi Tarih Sivil Arayış
Sivil, Şeffaf ve Demokratik bir Diyanet İşleri Başkanlığı Mümkün mü?

Call for Papers | First European Symposium on Turkey | Populism, majoritarianism and crises of liberal democracy | Uni Graz Oct. 1-3

Populism, majoritarianism and the crisis of liberal democracy: Modes of illiberal governance in comparative perspective
The Centre of Southeast European Studies at the University of Graz, together with the Consortium of European Symposia on Turkey (CEST), is delighted to invite paper submissions for a Symposium from October 1-3, 2015 at the University of Graz.

The Symposium on Populism, majoritarianism and crises of liberal democracy seeks to identify and discuss, in comparative perspective, the root causes, dynamics, effects and modes of "illiberal governance". We use the term "illiberal governance" in a heuristic fashion rather than as a normative claim. Such modes of governance are increasingly identifiable not only among those regimes classified as hybrid or authoritarian but also among established liberal democracies.

Abstract submissions should engage with one of the following Symposium themes:

Democracy, authoritarianism and hybrid regimes: A critical assessment
Which are the main conceptual debates on hybrid forms of governance distinct from both dictatorship and liberal democracy? What is the explanatory power of concepts such as 'Illiberal Democracy', 'Majoritarianism', 'Competitive Authoritarianism'?
Crises of liberal democracy: Causes and effects
What are the crises of liberal democracy and to what extent are they responsible for the rise in populist, majoritarian, illiberal modes of governance? What are the socio-economic, political, cultural, historical and institutional factors that give rise to these governance modes? How can we factor in issues of path-dependence and exogenous impacts?
Modes of governance (1): Grand narratives, ideologies and alliances
How do their proponents legitimate and popularise illiberal modes of governance? How are alliances made and unmade? Religion, class, gender, ethnicity, nationalism.
Modes of governance (2): Forms of control and accumulation of power
How do illiberal systems accumulate, maintain and lose power? Modes of governance through political institutions, media and education.
Modes of governance (3): Political economy
How do illiberal systems accumulate wealth? Modes of production, networks of appropriation and dispossession, forms of distribution.
We welcome applications from all fields related to the study of society and politics, with a particular interest in comparative work and cross-regional approaches. Comparative work on countries including, but not limited to Turkey, Russia, Hungary, Greece, Macedonia and Italy is particularly encouraged. We would also like to stress our interest in historical studies on authoritarian regimes, transitions from and back to authoritarianism and a critical debate on the conclusions, which can be drawn from those historical cases for our understanding of illiberal modes of governance today.

Applicants are invited to submit an abstract of 500 words, a one-page CV and a publication list (if applicable) of no more than one page. The submission deadline is 4 May 2015. Please make sure to indicate which theme your abstract seeks to contribute to.

Convenors: Kerem Öktem, Florian Bieber, Karabekir Akkoyunlu

Who can apply? PhD Students, Post-Docs and academics. Advanced Master students may apply, if their proposal is based on fresh empirical work.

Submission deadline: 4 May 2015

Submission requirements: 500 word abstract, one-page CV, publication list.

Submission mailbox: CESTSymposium@gmail.com

Successful applicants will be informed mid-May 2015.

Expenses: Travel and accommodation expenses of selected participants will be fully funded.

Submission of papers: Draft papers will have to be submitted by mid-September.

Publication: We will support the publication of the best papers.

Please consult Dr. Karabekir Akkoyunlu for further information: karabekir.akkoyunlu@uni-graz.at

This Symposium is convened as part of the Consortium for European Symposia on Turkey (CEST). CEST is committed to the study of modern Turkey by bringing together the expertise of leading European research institutions: Karl-Franzens-Universität Graz, London School of Economics , SciencesPo, Stockholm University, Universität Hamburg, University of Oxford

CONFERENCE: Ninth Annual Transatlantic Security & Turkish Studies Symposium

Turkish Foreign Policy - Challenges and Opportunities

Friday, April 3, 2015
8:15 am - 5:00 pm
University of Illinois at Urbana-Champaign
2025A SDRP Ikenberry
2nd Floor
301 E. Gregory Dr.
Champaign, IL 61820 (map)
Co-sponsored by:
Russian, East European and Eurasian Center (REEEC)
Center for Global Studies (CGS)
Center for South Asian & Middle Eastern Studies (CSAMES)

EUC, REEEC, and CGS are National Resource Centers funded by the US Department of Education Title VI grant. EUC is also an European Union Center of Excellence funded by the European Union.

Morning Session - Turkish Foreign Policy: A Local Perspective
8:15-8:30 AM
Welcome
Drs. Edward Kolodziej, CGS Director and Interim ACDIS Director, and Anna Stenport, Director of the EUC, UIUC
8:30-9:15 AM
Çiğdem Benam, Boston College
"Opening Up the Turkish 'Black Box': Domestic Determinants of Turkish Foreign Policy"
9:15-10:00 AM
Can Kasapoğlu, Center for Economics and Foreign Policy Studies
"The Syrian Civil War and Turkey's Tough Choices: Ankara Facing the New Regional Security Environment"
10:00-10:30 AM
Coffee Break
10:30-11:15 AM
Kemal Kirişçi, Brookings Institution
"Syrian Refugees in Turkey: Why Were They Welcomed by the Turkish State?"
11:15 AM-12:00 PM
Ayhan Kaya, Istanbul Bilgi University
"Desecularization of the State and Society in Turkey and Its Impact on Turkish Foreign Policy: Islamization and Ottomanization"


Afternoon Session - Turkish Foreign Policy: A Regional/Global Perspective
1:30-2:15 PM
Bilgin Ayata, Freie Universität Berlin
"From Blessing to Curse? The Arab Uprisings and Its Implications on Turkish Foreign Policy"
2:15-3:00 PM
Ömer Taşpınar, Brookings Institution
"Turkey-EU Relations: Still Relevant?"
3:00-3:30 PM
Coffee Break
3:30-4:14 PM
Nilsu Gören,University of Maryland
"Extended Deterrence and Tactical Nuclear Weapons: The Turkish Case"
4:15-5:00 PM
Kemal Sılay, Indiana University
"A Political and Military Predicament: The Escalating Danger of Islamism in Turkey and Discourses against Its NATO Membership"
5:00-6:00 PM
Reception
6:00-8:00 PM
Dinner for participants and invited guests

Wednesday, April 1, 2015

Higher Education Industrial Complex

BURAK ARIKAN

Private universities and their boards of trustees connected to a network of corporations and institutions make the higher education industrial complex of Turkey. The network map contains 68 private universities (red), 625 member of the board of trustees (black), 970 organizations (blue colored corporations, foundations, associations, political parties, state universities), and 2001 relationships researched between organizations and people.
Analyzing the relations between the board of trustees, which are the power holders within the universities, with other institutions and corporations; compiling a database of such information; and generating a network map of these relations, in which one can navigate from one node to the other would provide us a tool in order to understand the ecosystem of higher education in political and social terms. The network map of 68 private universities, including Koc University, their board of trustees, and the companies and institutions that they share, aims to reveal the ecosystem, the central and peripheral actors, their indirect connections, and clusters of industrial complex of higher education.
The work is an installation of an interactive network map on a 47” touch screen display running on a custom software and a 260 x 125 cm digital print map. Maps are being exhibited in Koç University and accessible on http://burak-arikan.com/ozeluniversiteler.
Research & Conceptual Text Zeyno Üstün


READ MORE....

Saturday, March 21, 2015

Türkiye Kısa Film - Watchtower of Turkey


Türkiye'deki Amerika: İkili İlişkiler ve ABD'nin Örtülü Operasyonları

SAIT YILMAZ

Kaynak Yayinlari - 2014

Bu kitap, hem ABD’nin bu topraklardaki örtülü ve açık operasyonlarının bir tarihidir hem de bu operasyonların ülkemizi getirdiği durumun bir resmini çizmektedir.
İlk ticari ilişkilerden Wilson prensiplerine, Cumhuriyet’in kuruluşundan İkinci Dünya Savaşı sonrası ve Irak’ın kuzeyindeki kukla devletin inşasına kadar Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini, Milli Güvenlik ve dış politika uzmanı Doç. Dr. Sait Yılmaz’ın güçlü kaleminden okuyacaksınız.
Türkiye’deki Amerika, siyasi, ekonomik, askeri, sosyal, istihbari, ve teknolojik boyutlarıyla Türk-Amerikan ilişkilerinin perde arkasını gözler önüne sermektedir.

ICINDEKILER:
- Dünya Savaşları Döneminde Türk-Amerikan İlişkileri
- Soğuk Savaş Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri
- Türkiye’ye Sovyet Tehdidi ve ABD
- Truman Doktrini ve ABD Askeri Yardımı
- Marshall Yardımı ve Türkiye
- Menderes’in Dış Politikası ve ABD
- 27 Mayıs ve ABD
- Johnson Mektubu ve İlişkilerin Soğuması
- Türkiye’de Amerikan Askeri Tesisleri
- CIA-MİT İlişkileri
- 12 Mart ve ABD
- Kıbrıs Barış Harekâtı ve Silah Ambargosu
- 12 Eylül ve ABD
- Türk Ekonomisinin Dönüşümü ve ABD
- Koç ve Sabancı’nın Musevi ve ABD Bağları
- TÜSİAD ve Büyük Sermaye
- 1990-2001 Dönemi ABD’nin Türkiye’yi Kuşatması
- Körfez Savaşı Sonrası ABD-Kürt İlişkileri
- Obama ve Model Ortaklık
- AKP ve ABD
- ABD’nin Ilımlı İslam Projesi
- Türkiye’de İslamcılık ve ABD’nin Gülen Projesi
- CIA ve Fethullah Gülen
- Ergenekon Komplosu ve ABD
- ABD’nin Kürdistan Projesi
- Demokratik Açılım, KCK ve Oslo Görüşmeleri
- CIA’nın Türkiye’deki Varlığı ve Faaliyetleri
- Türk-Amerikan İlişkilerinin Geleceği

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Monday, March 9, 2015

An Entire Town Secretly Learned Sign Language To Surprise Their Deaf Neighbor

I’m not crying, it’s just dust, I swear.

Ryan Broderick

BuzzFeed News - March 9, 2015

Muaharrem is a young deaf man from Istanbul, and his sister, Ozlem, teamed up with a production crew recently to give him one hell of an amazing day.


READ MORE....

Wednesday, March 4, 2015

Turkey in the Cold War Ideology and Culture

Edited by Cangül Örnek, and Çagdas Üngör

Palgrave, 2013

Turkey in the Cold War: Ideology and Culture examines Turkey's Cold War experiences from a social and cultural perspective. Analyzing the local impact of this global confrontation in Turkey, this volume complicates the picture portrayed in the conventional studies on the Cold War era, most of which focused on the country's role in the US-led Western alliance. This volume, by contrast, shifts the focus to the contested Cold War culture in Turkey and examines several of its neglected themes, such as international exhibitions, sport and literature, media and propaganda, as well as the reception of US aid and assistance.

Introduction - Turkey's Cold War: Global Influences, Local Reflections; Cangül Örnek and Çağdaş Üngör
PART I: PROPAGANDA AND DISCOURSE
1. Cold War in the Pulpit: The Presidency of Religious Affairs and Sermons during the Time of Anarchy and Communist Threat; Ceren Kenar and Doğan Gürpınar
2. China and the Turkish Public Opinion during the Cold War: The Case of Cultural Revolution (1966-69); Çağdaş Üngör
3. Cultural Cold War at the İzmir International Fair: 1950s-1960s; Sezgi Durgun
4. Engagement of a Communist Intellectual in the Cold War Ideological Struggle: Nazım Hikmet's 1951 Bulgaria Visit; Gözde Somel and Neslişah Başaran
PART II: CULTURE AND SPORT
5. Issues of Ideology and Identity in Turkish Literature during the Cold War; Çimen Günay Erkol
6. 'The Populist Effect': Promotion and Reception of American Literature in Turkey in the 1950s; Cangül Örnek
7. From Battlefields to Football Fields: Turkish Sports Diplomacy in the Post-World War II Period; Dağhan Irak
PART III: FOREIGN AID AND ASSISTANCE
8. Land-Grant Education in Turkey: Atatürk University and American Technical Assistance, 1954-68; Richard Garlitz
9. Negotiating an Institutional Framework for Turkey's Marshall Plan: Conditions and Limits of Power Inequalities; Burçak Keskin Kozat

READ MORE........

Türkiye'nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı (Antikomünizm ve Amerikan Etkisi)

Cangül Örnek

ISTANBUL, 2015

II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle beraber Türkiye, hem iç politika hamlelerinde hem de dış politikada rotasını değiştirecek adımlar atmıştır. "İçeride" çok partili siyasi hayata yeniden geçme, "dışarıda" da ABD önderliğinde tesis edilen "hür dünya" ülkeleri arasına katılma kararı alınmıştır. ABD dostluğu, sempatisi ve mücahitliği, Kore Savaşı'na Türkiye'nin de ABD lehine asker göndermesiyle zirve noktasına vardı. Her ne kadar Kemalistler için "bağımsızlık", liberaller için "demokrasi", İslamcılar için de "mukaddesat" çok önemli olsa da Sovyetlere karşı ortak noktaları Amerikan dostluğu, sempatisi ve mücahitliği olmuştur.

Türk Sosyal Bilimler Derneği "Genç Sosyal Bilimciler" ödülünü kazanan bu çalışma, zihniyet ve toplumsal algıların nasıl oluştuğunu/oluşturulduğunu, akademik çevrelerin, dergi ve gazetelerin nasıl işlevler üstlendiğini gösteriyor. Özenle, ciddi ve emek gerektiren bir kaynak ve arşiv taramasıyla hazırlanan bu kitap, zihniyet araştırmaları ve tarihi için önemli bir çalışma…

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

Saturday, February 21, 2015

Modus Operandi, Mart 2015’te dağıtıma giriyor - Emrah Göker

Çalışmalarına Temmuz 2014’te başladığımız Modus Operandi: İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi için geri sayımı nihayet başlatabildik. Dergimiz, iki yıldır müthiş bir sosyal bilim yayıncılığı performansı sergileyen Heretik Yayın sahipliğinde dört ayda bir çıkacak.
22 Şubat 2015 itibarıyla, Vefa Saygın Öğütle editörlüğünde hazırlanan ilk sayısının duyurusunu yapabilir durumdayız. İlk sayının dosya konusu “Türkiye’de Sosyoekonomik ve Beşerî Bilimlerin Halleri” oldu. Sözünü aldığımız yazılarla ikinci sayıda da Türkiye’de farklı disiplinlerin geçmişteki ve günümüzdeki durumunu değerlendiren tartışmaları bu başlıkla sürdüreceğiz. 2016’ya kadarki yayın planımızı şuradan inceleyebilirsiniz. Modus Operandi’ye yazı göndermek için lütfen kurallarımızı ve yayın politikamızı gözden geçirin.
Şu aralar değerlendiricilerimizin olumlu görüş verdiği ama bazı düzeltmeler beklediğimiz bir-iki yazımız kaldı ve Cemal Kafadar’la yaptığımız söyleşi metnine kendisinin geri bildirimlerini bekliyoruz. Tasarımda bize destek veren arkadaşımızla çalıştıktan sonra Mart ayı içinde dağıtıma çıkacağız. Dergiyi hangi kitapçılarda bulabileceğinizin bilgisini çok yakında paylaşacağız. Abonelikle ilgili prosedürü de dağıtım öncesinde duyuracağız. 2014 sonuna doğru arkadaşlarımızla konuştuktan sonra 5. sayıya kadar bir plan yaptık ve editörler dosya çağrılarını hazırladılar. Bu planı şurada güncelliyoruz, yazı çağrıları da önümüzdeki haftalarda yayımlanacak. Dosya konularının dışında da sosyoekonomik ve beşerî bilimler alanında yaptığınız çalışmalarınızı bize gönderebilirsiniz.
Dergi çatısını oluştururken kendimize rol modeli aldığımız, sevdiğimiz, benimsediğimiz bazı uluslararası sosyal bilimcilerle iletişime geçtik, danışmanlarımız olmalarını istedik. Modus Operandi’de 4. sayıdan itibaren İngilizce (ve belki gelecek yazılara göre Almanca ve Fransızca) makalelere de yer vermek istiyoruz. Türkçe yayınlar için desteğini isteyeceğimiz araştırmacılarla da iletişim kurduk. Ortaya çıkan danışma kurulu listemizin güncel halini buradan inceleyebilirsiniz. Yeterince sayı çıkardıktan sonra derginin ulusal ve uluslararası saygın endekslerde yer almasını da hedefliyoruz.
Twitter kullanıcısı iseniz, dergiyi şuradan takip edebilirsiniz. Facebook sayfamız da şu. Bu sayfaları ve web sitemizi, görselleştirdikçe giydireceğiz.

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Friday, February 20, 2015

A New Book: The Reckoning of Pluralism Political Belonging and the Demands of History in Turkey

By Kabir Tambar

Stanford University Press, 2015

The Turkish Republic was founded simultaneously on the ideal of universal citizenship and on acts of extraordinary exclusionary violence. Today, nearly a century later, the claims of minority communities and the politics of pluralism continue to ignite explosive debate. The Reckoning of Pluralism centers on the case of Turkey's Alevi community, a sizeable Muslim minority in a Sunni majority state. Alevis have seen their loyalty to the state questioned and experienced sectarian hostility, and yet their community is also championed by state ideologues as bearers of the nation's folkloric heritage.
Kabir Tambar offers a critical appraisal of the tensions of democratic pluralism. Rather than portraying pluralism as a governing ideal that loosens restrictions on minorities, he focuses on the forms of social inequality that it perpetuates and on the political vulnerabilities to which minority communities are thereby exposed. Alevis today are often summoned by political officials to publicly display their religious traditions, but pluralist tolerance extends only so far as these performances will validate rather than disturb historical ideologies of national governance and identity. Focused on the inherent ambivalence of this form of political incorporation, Tambar ultimately explores the intimate coupling of modern political belonging and violence, of political inclusion and domination, contained within the practices of pluralism.

READ MORE....

İdeoloji ve Politikanın Mekânsal Gösterimi: Keçiören Örneği

İrem Öz Koç
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji Ve Sanat Tarihi Bölümü

Ankara Arastirmalari Dergisi
2014; 2(2): 131-158 | DOI: 10.5505/jas.2014.44127

OZET:
Osmanlı Dönemi’ni takiben kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara’ya bu bağlamda önemli sembolik anlamlar yüklenmiştir. Modern Türk Cumhuriyeti’nin temsili olan Ankara kenti, modern ve laik bir devlet olarak küresel tabloda yer edinmeyi amaçlamıştır. Diğer şehirlerden farklı olarak, siyasi alanın merkezinde olması sebebiyle, siyasi alanda olan dönüşümleri mekân üzerinden okumak mümkündür. Bu bağlamda, Ankara’nın en büyük ve nüfusu en fazla olan ilçelerinden Keçiören 1994 yılı sonrası siyasi sahada olan dönüşümler sonucunda tamamen değişmiştir. Bu çalışmanın amacı, Ankara’nın Keçiören ilçesinde 1994 yılı sonrası başlayan ve hâlâ devam eden dönüşümü incelemektir. AK Parti mimarisinin üzerinde durularak bu dönüşümün etrafında sosyal, politik, kültürel ve ekonomik sahalarda meydana gelen değişimler incelenecektir. Bu çalışma ile amaçlanan, geçmişi sadece fiziksel olarak değil, bunlar ile iç içe geçmiş sosyal ve siyasi olarak da benimsemiş yeni bir mimari oluşumun incelemesini Pierre Bourdieu’nun sosyolojik kavramları ile yapmaktır.

MAKALENIN TAMAMINI OKUMAK ICIN.....

Wednesday, February 18, 2015

Lecturer in Turkish Language - Cornell University

The Department of Near Eastern Studies, College of Arts and Sciences, Cornell University, invites applications for a position as Lecturer in Turkish language for two years beginning in the academic year 2015-16. The successful candidate will teach two courses per semester: Elementary and Intermediate Turkish 1 and 2. Minimum requirements are: a Master's Degree in a related field such as Turkish  Literature, Linguistics or Comparative Literature; experience teaching Turkish language (ideally including Ottoman Turkish); and demonstrated commitment to innovative methods of language instruction. The successful candidate will join a department with a long history of teaching Middle East Languages, and a college committed to growing Turkish studies on campus. Please submit letter of application, curriculum vitae, and the names and addresses of three references to Academic Jobs Online https://academicjobsonline.org/ajo/jobs/5367 by March 31, 2015. Diversity and Inclusion are a part of Cornell University's heritage. We're an employer and educator recognized for valuing AA/EEO, Protected Veterans, and Individuals with Disabilities. We actively encourage applications of women, persons of color, and persons with disabilities.

Tuesday, February 17, 2015

WORKSHOP: Toward A Transnational History of Turkish Studies (18th-20th Centuries)

Workshop held on 12-13 November 2015 at the Institut Français d’Études Anatoliennes (Istanbul)

Deadline for abstracts: 15 May 2015

Convenors: Marie Bossaert (EPHE, Paris) and Emmanuel Szurek (Princeton University)

Turkish studies, as a seemingly autonomous field of knowledge, has not been critically examined. With few exceptions, the existing literature generally provide a linear, internalist, if not hagiographic narrative centered on the “life-and-work” of a series of outstanding individuals. Moreover, conducted country by country, these surveys tend to neglect the international circulation of ideas, men and artifacts. We wish to take into account the different inheritances (European, Russian, Ottoman, Turkish, Arab, Japanese, American etc.) that have contributed to the intellectual and institutional autonomization of the field.

We propose to follow these leads through three sets of questions focusing on the definition, the actors, and the uses of Turkology.

1. What is Turkology? What is its object? Is it different than "Turkish studies"? Who are the "Turks" under consideration? When did Turkish Studies appear in the different countries, and how did they fit in the broader fields of orientalist scholarship, the humanities, and the social sciences at large?

2. Who is a Turkologist? How does one become a student in Turkish studies? Who are the non-academic and/or subaltern contributors to the field? What are the local, national and international networks enacted by these different actors?

3. What use is Turkology? What is the social and political role of the Turkologist (intelligence, military, diplomacy, translation etc.)? How were Turkish studies connected to Turkish nationalism(s)? To colonial empires? To international migrations? Is there such a thing as "War-Turkology"?

The detailed call for papers and submission guidelines are available at ejts.revues.org/5109 (English) and ejts.revues.org/5108 (French).

Email: Emmanuel Szurek
http://www.princeton.edu/transregional/fellowships/current

Sunday, February 15, 2015

The Sykes-Picot Agreement : 1916

It is accordingly understood between the French and British governments:

That France and Great Britain are prepared to recognize and protect an independent Arab states or a confederation of Arab states (a) and (b) marked on the annexed map, under the suzerainty of an Arab chief. That in area (a) France, and in area (b) Great Britain, shall have priority of right of enterprise and local loans. That in area (a) France, and in area (b) Great Britain, shall alone supply advisers or foreign functionaries at the request of the Arab state or confederation of Arab states.
That in the blue area France, and in the red area Great Britain, shall be allowed to establish such direct or indirect administration or control as they desire and as they may think fit to arrange with the Arab state or confederation of Arab states.
That in the brown area there shall be established an international administration, the form of which is to be decided upon after consultation with Russia, and subsequently in consultation with the other allies, and the representatives of the Shereef of Mecca.
That Great Britain be accorded (1) the ports of Haifa and Acre, (2) guarantee of a given supply of water from the Tigres and Euphrates in area (a) for area (b). His Majesty's government, on their part, undertake that they will at no time enter into negotiations for the cession of Cyprus to any third power without the previous consent of the French government.
That Alexandretta shall be a free port as regards the trade of the British empire, and that there shall be no discrimination in port charges or facilities as regards British shipping and British goods; that there shall be freedom of transit for British goods through Alexandretta and by railway through the blue area, or (b) area, or area (a); and there shall be no discrimination, direct or indirect, against British goods on any railway or against British goods or ships at any port serving the areas mentioned.
That Haifa shall be a free port as regards the trade of France, her dominions and protectorates, and there shall be no discrimination in port charges or facilities as regards French shipping and French goods. There shall be freedom of transit for French goods through Haifa and by the British railway through the brown area, whether those goods are intended for or originate in the blue area, area (a), or area (b), and there shall be no discrimination, direct or indirect, against French goods on any railway, or against French goods or ships at any port serving the areas mentioned.
That in area (a) the Baghdad railway shall not be extended southwards beyond Mosul, and in area (b) northwards beyond Samarra, until a railway connecting Baghdad and Aleppo via the Euphrates valley has been completed, and then only with the concurrence of the two governments.
That Great Britain has the right to build, administer, and be sole owner of a railway connecting Haifa with area (b), and shall have a perpetual right to transport troops along such a line at all times. It is to be understood by both governments that this railway is to facilitate the connection of Baghdad with Haifa by rail, and it is further understood that, if the engineering difficulties and expense entailed by keeping this connecting line in the brown area only make the project unfeasible, that the French government shall be prepared to consider that the line in question may also traverse the Polgon Banias Keis Marib Salkhad tell Otsda Mesmie before reaching area (b).
For a period of twenty years the existing Turkish customs tariff shall remain in force throughout the whole of the blue and red areas, as well as in areas (a) and (b), and no increase in the rates of duty or conversions from ad valorem to specific rates shall be made except by agreement between the two powers.
There shall be no interior customs barriers between any of the above mentioned areas. The customs duties leviable on goods destined for the interior shall be collected at the port of entry and handed over to the administration of the area of destination.
It shall be agreed that the French government will at no time enter into any negotiations for the cession of their rights and will not cede such rights in the blue area to any third power, except the Arab state or confederation of Arab states, without the previous agreement of his majesty's government, who, on their part, will give a similar undertaking to the French government regarding the red area.
The British and French government, as the protectors of the Arab state, shall agree that they will not themselves acquire and will not consent to a third power acquiring territorial possessions in the Arabian peninsula, nor consent to a third power installing a naval base either on the east coast, or on the islands, of the red sea. This, however, shall not prevent such adjustment of the Aden frontier as may be necessary in consequence of recent Turkish aggression.
The negotiations with the Arabs as to the boundaries of the Arab states shall be continued through the same channel as heretofore on behalf of the two powers.
It is agreed that measures to control the importation of arms into the Arab territories will be considered by the two governments.
I have further the honor to state that, in order to make the agreement complete, his majesty's government are proposing to the Russian government to exchange notes analogous to those exchanged by the latter and your excellency's government on the 26th April last. Copies of these notes will be communicated to your excellency as soon as exchanged.I would also venture to remind your excellency that the conclusion of the present agreement raises, for practical consideration, the question of claims of Italy to a share in any partition or rearrangement of turkey in Asia, as formulated in article 9 of the agreement of the 26th April, 1915, between Italy and the allies.
His Majesty's government further consider that the Japanese government should be informed of the arrangements now concluded.

The King-Crane Commission Report, August 28, 1919

Report of [the] American section of Inter-allied Commission of mandates in Turkey. An official United States government report by the Inter-allied Commission on Mandates in Turkey. American Section

Report of American Section of Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey

An Official United States Government Report

Turkey in Transition
"Dr. Henry Churchill King was born at Hillsdale, Mich., in 1858. He is president of Oberlin College and one of America's best known educators as well as the author of numerous volumes on theology, education and philosophy. During 1918-1919 he was director of religious work for the YMCA in France. In September, 1919, he was appointed to serve on the American Section of the Peace Conference Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey."

"Charles R. Crane was born at Chicago, Ill., in 1858. He was engaged in the manufacturing business in that city for more than a quarter of a century. He was a member of President Wilson's Special Diplomatic Commission to Russia in 1917; was a member of the American Section of the Peace Conference Inter-Allied Commission on Mandates in Turkey in 1919; American Ambassador to China from May 1920, to June 1921."

READ THE FULL REPORT.....

Türkiye'deki yeni kapitalizmde din ilişki seviyesi - AYSE BUGRA

Cansu ÇAMLIBEL / Yüz Yüze Pazartesi - Fotoğraf: Levent KULU

Hurriyet - 16 Şubat 2015

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ayşe Buğra, uzun yıllardır sosyal politika alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen. Türkiye’de kapitalizmin gelişim evrelerini farklı boyutlarıyla ele alan çok sayıda kitabı var.
Osman Savaşkan ile birlikte hazırladığı son kitabı ‘Türkiye’de Yeni Kapitalizm: Siyaset, Din ve İş Dünyası’ geçen yıl ilk önce İngilizce olarak yayınlandı. Dünyada 1980’lerde ortaya çıkan ‘yeni kapitalizm’ dalgasının Türkiye’de nasıl tezahür ettiğini incelerken meselenin Ak Parti iktidarlarıyla kesişen noktalarını çarpıcı örneklerle anlatıyor. Kitaptan yola çıkarak Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan eko-politik gelişmelere bir yolculuk yaptık. Buğra’nın günceldeki pek çok sıcak tartışmaya ışık tutacak analizleri var. İslami kapitalizmden tam olarak bahsedemeyeceğimizi düşünüyor. Ancak ona göre din bugün Türkiye’deki ekonomik modelin ilişki sermayesi.
TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR KAPİTALİZM YOK
- Türkiye 2015 yılı itibarıyla kendi kapitalizmini yaratmış bir ülke mi? Türkiye kapitalizmi diye bir şeyden bahsedebiliyor muyuz artık?
Ben Türkiye kapitalizmi gibi bir şeyden bahsedebileceğimizi zannetmiyorum. Türkiye’de son 10-15 yılda ekonomik olarak yaşanan gelişmeler dünyadaki gelişmelerle çok yakından ilgili. Dünyada yeni bir kapitalizm olduğunu düşünüyorum ben. Kapitalizmin 1980 sonrasında yeni bir evreye girdiğini, bu evrenin belirli özellikleri olduğunu, bunların da Türkiye’deki durumu çok yakından belirlediğini düşünüyorum. Kitap, dünyadaki bu gelişmelerin Türkiye’ye yansıması üzerine. Türkiye’nin kendi yarattığı ya da kendine özgü bir kapitalizm olduğunu düşünmüyorum.
- 1980 sonrasında küresel olarak ortaya çıktığını söylediğiniz yeni kapitalizmin en belirgin özelliği nedir?

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Jadaliyya’daki Etyen Mahçupyan yazımız hakkında

Emrah Göker'in İstifhanesi
February 15, 2015

Eylem’le jadaliyya.com için yazdığımız “Becoming a ‘Media Intellectual': The Platitudes and Partisanships of Etyen Mahçupyan” (“‘Medya Entelektüeli’ne Dönüşmek: Etyen Mahçupyan’ın Yavansözleri ve Yandaşlıkları”) başlıklı yazıdan blogta da bahsetmiş olayım dedim. Yayına hazırlanmasındaki desteği için sitenin Türkiye sayfası editörlerinden Ayça’ya (Çubukçu) teşekkürler!! Soranlar oldu, Türkçe’ye çevirmedik henüz.
Birkaç şeyin notu burada kalsın istedim: Argümanı Eylem’in Bilkent Üniversitesi’nde savunduğu “The Democrat as a Social Type: The Case of Turkey in the 1990s” (“Bir Sosyal Tip Olarak Demokrat: 1990’larda Türkiye Örneği”) başlıklı doktora tezinden devşirdik. Orada Eylem, sol (sosyalist vb.) ya da sağ (Türk-İslamcı vb.) hareketlerle bağlantılı bir geçmişi olmayan, seküler ve elit kanaat üreticiliğinin 1980’lerle birlikte ortaya çıkışını incelemiş, yayınlara ve mülakatlara dayandırarak Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan ve Kürşat Bumin’in yörüngelerini nesneleştirmişti. Tezindeki “sosyal tip” odaklı tartışmayı, yakın zamanda Ronald N. Jacobs ve Eleanor Townsley’in araştırmasını (The Space of Opinion: Media Intellectuals and the Public Sphere2011) keşfettikten sonra alan analizi ile bağdaştırabilir miyiz diye düşündük ve bu yazıya giriştik. Geçenlerde AKP içindeki güç kavgası sebebiyle milletvekili olma hamlesinin başarısız olduğunu öğrendiğimiz Mahçupyan’a odaklanarak denedik. İktidar alanının hakim kanadının çekimine kapılan ve benzer sol- ya da sağ-liberter konumlarda duran başka figürler de var; Halil Berktay, Oral Çalışlar, Murat Belge, Asaf Savaş Akat, Süleyman Seyfi Öğün gibi. Veri noktalarını genişletip, hâttâ günümüzde Mahçupyan’a benzer şekilde CHP gibi güçlü siyasetlerin içine gömülmüş örnekleri de katıp, “kanaat uzayı” kavram-aracından faydalanarak ve işin içine TV ve gazete metinlerinin analizlerini de katarak bir kitap üzerinde çalışma niyetimiz var. Mahçupyan’ın öyküsünde biricik unsurlar var elbette, ancak bugünkü kanaat uzayında yerleşikleşmiş “demokratlık” tartışma çerçevelerinin, oyuna Türk-İslamcılar dahil olmadan önce geçmişte izini sürmek mümkün. Bugün pek hatırlanmıyor ama AKP’nin siyasette neden olduğu dönüşümlere farklı mesafelerde duran pek çok kanaat üreticisi “güçlü siyasetçilere akıl verme” işini eskiden de yapıyordu. Bir kısmı 1970’lerde CHP’ye, sonra “hangisi asker karşısında daha burjuva-demokratik, daha ilerici” diye DYP’ye veya ANAP’a, bazıları 1990’larda tekrar CHP’ye, bazıları YDH’ye, Derviş Hükümeti’ne akıl veriyorlardı.
Seçkin kanaat üreticiliğinin, yahut medya entelektüelliğinin yazıda incelediğimiz versiyonu iktidara yakınlığıyla siyaseten karşısında olduğumuz bir versiyon elbette. (Mahçupyan’ın laf kalabalığı ile iyi becerdiği partizanlığı daha önce şu yazımda ele almıştım.) Jadaliyya yazısıyla ilgili “az vurmuşsunuz, yumuşak olmuş” türü yorumlar aldık. Mahçupyan’ın durduğu pozisyona hangi şiddetle karşı olursak olalım, yazının bir derdi daha var, üstü örtülmesin isteriz: Bugün “medya entelektüeli” haline dönüştürücü patikalar hükümet yandaşlığının tekelinde değil. Mahçupyan kadar rahatsız edici konumlara yerleşmiş ama kanaat uzayının alaturka kutuplaşması içinde “tahakküm altında” bir yerde duran “Yeni CHP”, “Eski CHP” kanaat üreticileri var; Kürt hareketinin medya içinde temsiliyetinin tekeli için alanda mücadele eden örnekleri var. Bir siyasi hareketin, partinin söylemlerinin habercilik alanı içindeki temsiliyet ihtiyacı, habercilik alanının kendi sansasyon, haber üretimi, program formatı, tiraj, reyting vs. talepleriyle de ilişki içinde seçkin kanaat üreticilerini çekiyor. İtibar/kredi/inandırıcılık (kültürel ve sosyal, yeterince başarılıysanız, ekonomik sermaye) biriktirilebilecek bir iş halini aldığında yavan sözler, basmakalıp laflar, “yarı-düşünülmüş” fikirlerle hızlı çalışma habitusu edinmeniz gerekiyor (blogta bkz. “doksozofi“). O yüzden eğer “kanaat uzayı” Türkiye için de işlemselleştirebileceğimiz bir araçsa, AKP’nin seküler veya Türk-İslamcı medya entelektüelleri ile CHP’nin, Kürt hareketinin veya Gezi’nin medya entelektüelleri arasındaki homolojiyi görmek gerekiyor.

Thursday, February 12, 2015

Leon Trotsky: An exile's life in Istanbul

Anadolu Agency - 12 February 2015

This weekend is the anniversary of the Russian revolutionary's unwilling exile in Turkey. AA looks at the legacy of his presence in Istanbul.

By Handan Kazanci

A hunted figure lost in exile, under round-the-clock security and so jumpy that he once pulled a gun on his doctor – these are the remarkable years of Leon Trotsky, Russian revolutionary and fugitive who once lived in Istanbul.
More than 80 years ago this Saturday, one of the driving forces behind the Russian revolution came to Istanbul where he stayed for almost five years, living on one of the city’s islands and penning some of his most influential books.
February 12, 1929 was when the hero of the October revolution, 49 years old at the time, set foot in Istanbul travelling under the name “Leon Sedov.”
One of the leading names of the 1917 revolution that put an end to Tsardom in Russia, Trotsky was forced into exile after a power struggle for the Soviet leadership with Joseph Stalin after Vladimir Lenin’s death.
“He did not want to come to Turkey but he was forced to,” says Halim Bulutoglu, chief of the Adalar Foundation based in Buyukada, or Big Island.
Buyukada is located off the southern shore of Istanbul in the Marmara Sea where Trotsky’s family spent most of their time during their Turkish exile.
The communist leader, who was also founder of the Red Army, was the developer of the “permanent revolution” theory which aimed to create a worldwide socialist government.
When Lenin’s former right-hand man came to Istanbul, Trotsky and his family stayed at the Russian Consulate at first, says Bulutoglu.
Trotsky biographer Robert Service wrote in 2009 that the Turkish authorities led by Mustafa Kemal Ataturk, the founder of Republic of Turkey, set some strict conditions before granting Trotsky asylum.
“Moscow had to give an assurance that no attempt would be made to assassinate him on Turkish soil. They [Turkey] also made demands upon Trotsky himself. He had to refrain from interfering in local politics and publish nothing inside the country.”

READ MORE....

Sunday, February 8, 2015

TIKA - Latin Amerika Projeleri


Akademisyen Nuri Bilgin yaşamını yitirdi

Sosyal psikolog Prof. Dr. Nuri Bilgin geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti.

Türkiye’nin sayılı sosyal psikologlarından olan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuri Bilgin geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını yitirdi.
egedesonsoz.com‘un haberine göre, 15 Ekim 1948 Afyon Sandıklı doğumlu olan ve psikoloji, sosyal psikoloji gibi alanlarda sayısız çalışmaya imza atan Bilgin, geçtiğimiz hafta sonu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı akademisyenler zirvesinde bir sunum gerçekleştirmişti.
Evli ve üç çocuk sahibi Nuri Bilgin’in cenazesinin, yurtdışında yaşayan oğlunun Türkiye’ye gelecek olması nedeniyle hangi tarihte toprağa verileceği netlik kazanmadı.

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Yeni Doçentlik Sınav Yönetmeliği

Resmi Gazete
7 SUBAT 2015
Sayı : 29260

YÖNETMELİK
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından:
DOÇENTLİK SINAV YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Doçentlik Sınav Alanları
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, doçentlik sınavına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
(2) Bu Yönetmelik, doçentlik sınav alanlarının belirlenmesine, doçentlik başvurusunda bulunabilme şartlarına, başvurunun zamanına ve usulüne, doçentlik sınav jürilerinin oluşturulmasına, sınavların yapılmasına, intihal ve Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen diğer bilimsel yayın etiğine ve diğer disipline aykırılık iddiaları dolayısıyla izlenecek yola, komisyonların teşkiline ve görevlerine ilişkin hükümleri kapsar.
Dayanak
MADDE 2 - (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 11 inci ve 24 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Doçentlik sınav alanları ve kriterleri
MADDE 3 - (1) Doçentlik sınavı, Üniversitelerarası Kurulca belirlenen ve Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanan bilim alanları ve kriterleri çerçevesinde yapılır. Bilim alanlarındaki güncellemeler izleyen dönemde, doçentlik kriterlerindeki güncellemeler ise kabul edildikleri tarihten sonraki ikinci doçentlik başvuru döneminde uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Başvuru Zamanı ve Şartları, Jürilerin
Oluşturulması ve Doçentlik Sınavı
Başvuru zamanı ve şartları
MADDE 4 - (1) Doçentlik başvurusu, nisan ve ekim ayının on beşinci günü başlayıp, en geç ilgili ayın son çalışma günü mesai saati bitimine kadar devam eder.
(2) Doçentlik başvurusu için;
a) Türkiye’de doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik öğrenimini tamamlamış veya yurtdışında yapılmış olan doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik öğreniminin denkliğinin kabul edilmiş olması,
b) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezi bir yabancı dil sınavından en az altmış beş puan veya uluslararası geçerliliği Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından buna denk bir puan alınmış olması; doçentlik bilim alanı belli bir yabancı dille ilgili olanların bu sınavı başka bir yabancı dilde sağlaması,
c) Doktora, tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık veya sanatta yeterlik derecesi iktisap edildikten sonra, doçentlik başvurusunda bulunulacak bilim alanında öngörülen asgari kriterlere uygun özgün bilimsel yayın ve diğer çalışmaların yapılmış olması,
şarttır.
(3) Doçentlik başvuruları, Üniversitelerarası Kurula eserler ile birlikte elektronik ortamda yapılır. Doçentlik başvuru şartlarının sağlanıp sağlanmadığı Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından ilgili bilim alanlarından görevlendirilen profesörler tarafından yapılan inceleme ile belirlenir.
Sınav jürisinin oluşturulması
MADDE 5 – (1) Başvurunun eksiksiz olduğu ve gerekli şekil şartlarını taşıdığı tespit edilen adayların her biri için, Üniversitelerarası Kurul tarafından, Doçentlik Sınav Komisyonunun elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirleyerek yapacağı öneri üzerine, başvurulan bilim alanı göz önünde bulundurularak beş asıl ve iki yedek üyeden oluşan jüri oluşturulur. Adayın başvurduğu bilim alanında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri yakın alanlardaki profesörlerden tamamlanır.
(2) Birinci fıkra hükümlerine göre oluşturulan jürinin asıl ve yedek üyelerine, mensubu bulundukları üniversite rektörlüğü aracılığı ile bildirim yapılır. Tüm jüri üyelerinin raporları Üniversitelerarası Kurula ulaşıncaya kadar üyelerin isimleri adaya bildirilmez.
(3) Doçentlik jürilerinde görev alabilecek profesör unvanlı öğretim üyelerinin listesi, Yükseköğretim Kurulu personel veri tabanındaki bilgiler esas alınarak belirlenir. Doçentlik sınav jürisindeki asıl ve yedek üyelikler, bu listede ilgili bilim alanlarında yer alan öğretim üyeleri arasından objektif ölçütlere göre belirlenir.
(4) Doçentlik sınav jürisinde görev alabilmek için öğretim üyesinin Devlet veya vakıf yükseköğretim kurumlarında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 26 ncı maddesi hükümlerine göre profesör olarak atanmış ve yetmiş iki yaşını doldurmamış olması şarttır.
Doçentlik sınavı
MADDE 6 – (1) Doçentlik sınavı, eser incelemesi ve sözlü sınav olmak üzere, iki aşamada yapılır.
(2) Doçentlik sınav jürisini oluşturan asıl ve yedek üyeler, adayın akademik çalışmalarının her birini değerlendirerek, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen formata uygun olarak hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula elektronik imzayla gönderirler. Bu raporlar, her başvuru dönemi için başvuru dosyalarının jüri üyesine iletildiği tarih sırasına göre ve dosya sayısı itibarıyla azami birer aylık sürelerde hazırlanarak Üniversitelerarası Kurula gönderilir. Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı bu raporların bir örneğini adayın dosyasında muhafaza eder.
(3) Jürinin asıl ve yedek üyeleri, süresi içinde rapor hazırlamalarına engel olacak nitelikte bir mazeretin ortaya çıkması halinde, bu mazereti varsa belgeleyen evrak ve bu mazereti uygun bulan görevli olduğu yükseköğretim kurumunun yönetim kurulu kararı ile birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirmekle yükümlüdür. Jüri üyesi, bildirdiği mazeretin Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edildiğine dair karar verilmediği sürece, bu görevden kaçınamaz. Kabul edilmiş mazereti olmaksızın görevini süresinde yapmayan jüri üyesinin genel hükümlere göre idari ve cezai sorumluluğu yoluna gidilir.
(4) Öğretim üyeliğinden istifa, emeklilik veya mazeret sebebiyle jürinin iki veya daha fazla üyesinin eksilmesi halinde, Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından eksilen üyelikler doldurulur.
(5) Asıl üyelerin makul bir mazeret olmaksızın raporunu süresinde göndermemesi halinde, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından bu kişinin jüri üyeliği iptal edilir ve yedek üyelerin raporları sırasıyla değerlendirmeye alınır.
(6) Değerlendirmeye esas alınan jüri raporları tamamlandığında, raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısıyla birlikte adaya gönderilir. Beş jüri üyesinden en az üçünün, adayı eser ve diğer faaliyetlerden başarılı bulması halinde, aday sınavın bu aşamasından başarılı sayılır ve sözlü sınava çağrılır. Başarısız bulunan aday ise jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla, en erken izleyen ikinci dönemde yeniden başvurabilir. Bu başvurusunda da başarısız bulunan aday, yine jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla, en erken izleyen ikinci dönemde yeniden başvurabilir. Eser incelemesi aşamasında üçüncü kez de başarısız bulunan aday, ancak en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabilir.
(7) Sözlü sınavın yapılacağı yer, tarih ve saat, Üniversitelerarası Kurul tarafından adaya, mazereti kabul edilenler dışındaki asıl ve yedek jüri üyelerine bildirilmek üzere mensubu oldukları üniversite rektörlüklerine ve sınavın yapılacağı üniversite rektörlüğüne bildirilir. Kendilerine bildirim yapılan asıl üyeler, sınav için belirlenen yer, tarih ve saatte hazır bulunmakla yükümlüdürler. Asıl üyelerden birinin hazır bulunmaması halinde sözlü sınav, sınavın yapılacağı üniversitenin rektörü veya görevlendireceği dekan veya müdür tarafından sıradaki yedek üyenin çağrılması suretiyle yapılır. Bu şekilde de jüri toplanamadığı takdirde en geç on beş gün içinde sınav yapılacak şekilde Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından yeni sözlü sınav tarihi belirlenir. Sözlü sınava gelmeyen asıl üyenin mazeretinin Doçentlik Sınav Komisyonunca kabul edilmemesi, yedek üyenin katılımıyla yapılan sınavın hukuki geçerliliğini etkilemez. Belirlenen yer, tarih ve saatte hazır bulunmayan jüri üyesinin bildirdiği mazeret Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edilmediği takdirde, genel hükümlere göre idari ve cezai sorumluluğu yoluna gidilir.
(8) Sözlü sınavın yapılacağı üniversitenin bulunduğu ilin dışında başka bir üniversitede görev yapan jüri üyesinin yol masrafları ile yevmiyesi, Üniversitelerarası Kurul Başkanının görevlendirme yazısı esas alınarak, görevli oldukları üniversiteler tarafından öncelikli ve ön ödemeli olarak karşılanır.
(9) Sözlü sınavın yapılacağı üniversitenin rektörü, sınav için gerekli fiziki ve teknik imkanları hazırlamakla yükümlüdür.
(10) Jüri, sözlü sınav için üye tamsayısı ile toplanır. Adaylar belirtilen yer, tarih ve saatte sözlü sınava alınırlar. Sınavda jüri üyelerinden profesörlük süresine göre en kıdemli olan, başkan olarak görev yapar.
(11) Sözlü sınav öğretim üyelerine açıktır. Sözlü sınavın yapılacağı yer, tarih ve saat sınavın yapılacağı üniversite rektörlüğünce internet sayfasında ilan edilir. Jüri başkanı, sözlü sınavın denetlenebilirliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
(12) Sözlü sınav sonunda jüri, adayın başarılı olup olmadığına, kapalı oturumda oy çokluğu ile karar verir. Bu karar, düzenlenen tutanakla imza altına alınır ve başkan tarafından jüri üyeleri önünde adaya sözlü olarak bildirilir. Adayı başarısız bulan jüri üyeleri gerekçeli karar yazar.
(13) Sözlü sınavda başarılı olanlara Üniversitelerarası Kurul tarafından ilgili bilim alanında doçentlik belgesi verilir.
(14) Adayın sözlü sınava gelmemesi halinde bu durum, jüri üyeleri tarafından imzalanan tutanakla tespit edilir.
(15) Sözlü sınav tutanağı, jüri başkanı tarafından Üniversitelerarası Kurula gönderilmek üzere sınavın yapıldığı üniversite rektörüne veya rektörün sınav için görevlendirdiği dekan veya müdüre imza karşılığında teslim edilir.
(16) Sözlü sınava gelmeyen aday, bu sınava gelmesine engel olacak nitelikte bir mazeretinin varlığı halinde bunu, varsa belgeleyen evrakla birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirir. Mazeret bildiriminde bulunulmaması veya bildirilen mazeretin Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından kabul edilmemesi halinde aday bir sözlü sınav hakkını kaybeder.
(17) Doçentlik Sınav Komisyonunun sözlü sınava gelmeyen adayın bildirdiği mazereti kabul etmesi halinde sözlü sınav, Üniversitelerarası Kurulun yeniden belirleyeceği yer, tarih ve saatte bu madde hükümlerine göre yenilenir.
(18) Sözlü sınavda başarısız olan veya sözlü sınav hakkını kaybeden aday, 4 üncü maddenin birinci fıkrasında belirlenen sürelerde yeniden başvuruda bulunması halinde tekrar sözlü sınava alınır. Bu başvuruda, 4 üncü maddede doçentlik başvurusu için aranan şartların taşındığına dair belgelerin yeniden ibrazı istenmez.
(19) Tekrar sözlü sınava alınacak aday için yeni bir jüri oluşturulmaz. Dördüncü fıkra hükümleri saklıdır.
(20) Eser incelemesinde başarılı olmasına rağmen birinci, ikinci veya üçüncü sözlü sınavda başarısız olan veya başarısız sayılan aday, her defasında en erken izleyen ikinci sınav döneminde sözlü sınav için yeniden başvurabilir. Üçüncü kez sözlü sınavdan başarısız bulunan aday için salt çoğunluğu sağlayacak sayıda üyenin değiştirilmesi şartıyla yeni bir jüri oluşturulur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik İlkelerine ve Disipline Aykırı Fiiller,
Doçentlik Sınav Komisyonu
Bilimsel araştırma ve yayın etiğine ve disipline aykırı diğer fiillerin işlendiği iddiası
MADDE 7 - (1) Üniversitelerarası Kurul, intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık ile diğer disiplin cezaları bakımından doçentlik sınavına başvuran adayların durumlarını Yükseköğretim Kurulu veri tabanından kontrol eder.
(2) Eser incelemesi yapan jüri üyeleri, başvuru dosyasında yer alan herhangi bir eserde intihal veya diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık tespit ederse, durumu hazırlayacağı gerekçeli bir raporla ve iddiaya konu olan eserlerle birlikte Üniversitelerarası Kurula bildirir.
(3) Üniversitelerarası Kurul, intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemlerin yapılması için, durumu belgeleri ile birlikte Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderir ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz.
(4) İntihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası ile ilgili olarak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bünyesinde gerekli inceleme yapılır. İddianın doğru olmadığının tespiti halinde, doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.
(5) İntihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında yapılacak inceleme neticesinde etik ihlalde bulunduğuna karar verilen aday, doçentlik sınavı başvurusunda başarısız sayılır. Bu şekilde başarısız sayılan adaylar hakkında Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından ihlalin ağırlığına göre bir yıldan beş yıla kadar süreyle doçentlik başvurusunda bulunamama kararı verilir. Adayın idari, cezai ve hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
(6) İnceleme neticesinde etik ihlalde bulunduğuna karar verilen adayın, bağlı olduğu yükseköğretim kurumuna veya bağlı bulunduğu diğer kamu kurumuna aday hakkında gerekli disiplin işlemlerinin ve diğer idari işlemlerin başlatılması amacıyla bilgi verilir.
(7) Doçentlik sınavı başvurusuyla ilgili olarak adayın yanıltıcı bilgi veya belge sunduğunun, sınavın herhangi bir aşamasında jüri üyelerince ileri sürülmesi veya resen tespit edilmesi halinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. Doçentlik Sınav Komisyonunca bu iddia hakkında yapılacak inceleme neticesinde iddianın doğru olduğuna karar verilmesi halinde adayın başvurusu geçersiz sayılır. Bu sebeple başvurusu geçersiz sayılan aday en erken izleyen ikinci dönemde yeniden doçentlik başvurusunda bulunabilir. Doçentlik Sınav Komisyonunca yapılacak inceleme neticesinde iddianın doğru olmadığına karar verilmesi halinde doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.
(8) Adayın doçentlik başvuru süreci devam ederken aday hakkında doçentlik başvuru dosyasında sunmuş olduğu herhangi bir eserinde intihal ve diğer bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık bulunduğu iddiasını içeren şikayet veya ihbar başvurusu yapılması durumunda, Üniversitelerarası Kurul bu başvuruyu değerlendirilmesi amacıyla derhal Yükseköğretim Kuruluna gönderir. Yükseköğretim Kurulu bünyesinde bu başvuru hakkında ön değerlendirme yapılır. Yapılan ön değerlendirmede, başvurunun inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeye dayalı olduğunun tespit edilerek iddianın incelenmesine karar verilmesi halinde Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. İncelenmesine karar verilen başvurulara ilişkin olarak etik ihlal iddiası içeren doçentlik jüri raporları sebebiyle uygulanacak yol izlenir.
Doçentlik Sınav Komisyonu
MADDE 8 - (1) Bu Yönetmelikle verilen görevleri yerine getirmek üzere, Üniversitelerarası Kurul bünyesinde Doçentlik Sınav Komisyonu kurulur. Komisyon, sosyal, fen-mühendislik, sağlık bilimleri ve güzel sanatlar alanlarından profesör unvanına sahip on beş üyeden oluşur. Komisyon üyeleri, Üniversitelerarası Kurul Başkanının komisyon üye tamsayısının en az iki katı kadar önereceği aday arasından, Üniversitelerarası Kurul tarafından üç yıllığına seçilir. Komisyon ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir başkan seçer.
(2) Doçentlik Sınav Komisyonu, her bir adayla ilgili sınav jürisinin asıl ve yedek üyelerini elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirleyerek Üniversitelerarası Kurula sunar. Komisyon elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla belirlenen jürilerde ortaya çıkan maddi hataları düzeltir. Doçentlik bilim alanının özelliği nedeniyle elektronik jüri belirleme sistemi aracılığıyla jüri oluşturmanın mümkün olmadığı hallerde, jüriler Komisyon tarafından belirlenir.
(3) Adayların doçentlik sürecine ilişkin her türlü itirazları Komisyon tarafından incelenerek karara bağlanır.
(4) Doçentlik Sınav Komisyonunda görev yapan öğretim üyelerinin yolluk ve yevmiyeleri, mensubu bulunduğu üniversite tarafından öncelikli ve ön ödemeli olarak karşılanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 9 - (1) 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçiş hükümleri
GEÇİCİ MADDE 1 - (1) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında öngörülen elektronik imza sistemi yükseköğretim kurumlarında, altıncı fıkrasında öngörülen elektronik sistem ise Üniversitelerarası Kurul tarafından oluşturuluncaya kadar, bu fıkralarda öngörülen başvuru usulleri yerine bu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
(2) Bu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce yapılmış olup da henüz sonuçlandırılmamış olan doçentlik başvuruları hakkında, bu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan 31/1/2009 tarihli ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
(3) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte, Üniversitelerarası Kurul tarafından doçentlik sınavı ve süreci için oluşturulmuş bulunan doçentlik komisyonlarının görevi sona erer ve yapılacak ilk Üniversitelerarası Kurul toplantısında, 8 inci maddede öngörülen Doçentlik Sınav Komisyonu oluşturulur.
Yürürlük
MADDE 10 - (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 11 - (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yükseköğretim Kurulu Başkanı yürütür.