Society, Politics, and Economy in Modern Turkey: Sociology of Turkey - Maintained by Tugrul Keskin
PEACE AT HOME, PEACE IN THE WORLD ― Mustafa Kemal Atatürk

Saturday, August 29, 2015

Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi 1839-2014, Yeni Yaklaşımlar, Yeni Alanlar, Yeni Sorunlar

The History of Working-Classes in Turkey 1839-2014

Derleyenler : Mehmet Ö. Alkan ve Y. Doğan Çetinkaya

Tarih Vakfi Yayinlari - 2015

Toplumsal sınıfların öldüğünün genel kabul gördüğü 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye işçi sınıfı tarihi araştırmalarında niceliksel ve niteliksel bir uyanış yaşanıyor. Hatta 2000’li yıllarda bu alanda bir bahar yaşıyoruz, zira neoliberal iktisadi ve siyasal sistem içinde yetişmiş genç kuşak tarihçiler içinden emek tarihiyle ilgilenen çok sayıda genç tarihçi çıktı. Küresel kapitalist sistem kendi karşıtı toplumsal hareketleri yaratırken yeni bir kuşak da ezilenlerin ve sıradan insanın geçmişine daha fazla ilgi duymaya başlıyordu. Elinizde tuttuğunuz kitap, Tanzimat’tan günümüze modern Türkiye tarihinin farklı dönemleri üzerine bu yeni kuşak çalışmalardan bir seçme sunuyor. Okuyucu bu kitap ile hem Türkiye işçi sınıfı tarihinin farklı dönemleri üzerine eski bilgilerini tazelemek ve sorgulamak hem de bunları yeni bulgularla karşılaştırmak fırsatını elde ediyor. Dahası uluslararası işçi sınıfı ve emek tarihi çalışmalarının yıllardır ortaya koyduğu bazı akım ve eğilimlerin vurguladığı noktalar da yeni kuşak çalışmalarla Türkiyeli okuyucuya sunulmuş oluyor. Elinizdeki derleme hem konuyla yakından ilgilenenler hem de genel okuyucu için Türkiye çağdaş emek tarihi çalışmalarına bir pencere açıyor.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.........

Saturday, August 22, 2015

Turkey Pays Former CIA Director and Lobbyists to Misrepresent Attacks on Kurds and ISIS

BY Harut Sassounian

HUFFINGTON POST - 08/19/2015

Thousands of articles have been published worldwide in recent weeks exposing Turkey's strategic trickery -- using the pretext of fighting ISIS to carry out a genocidal bombing campaign against the Kurds who have courageously countered ISIS in Syria and Iraq.
The Wall Street Journal reported on August 12 that a senior US military official accused Turkey of deceiving the American government by allowing its use of Incirlik airbase to attack ISIS, as a cover for President Erdogan's war on Kurdish fighters (PKK) in northern Iraq. So far, Turkey has carried out 300 air strikes against the PKK, and only three against ISIS! Erdogan's intent in punishing the Kurds is to gain the sympathy of Turkish voters in the next parliamentary elections, enabling his party to win an outright majority and establish an autocratic presidential theocracy.
To conceal its deception and mislead the American public, within days of starting its war on the Kurds, Ankara hired Squire Patton Boggs for $32,000 a month, as a subcontractor to the powerful lobbying firm, the Gephardt Group. Squire Patton Boggs includes former Senators Trent Lott and John Breaux, and retired White House official Robert Kapla. The Gephardt lobbying team for Turkey consists of subcontractors Greenberg Traurig, Brian Forni, Lydia Borland, and Dickstein Shapiro LLP; the latter recently added to its lobbying staff former CIA Director Porter Goss. Other lobbying firms hired by Turkey are: Goldin Solutions, Alpaytac, Finn Partners, Ferah Ozbek, and Golin/Harris International. According to U.S. Justice Department records, Turkey pays these lobbying/public relations firms around $5 million a year. Furthermore, several U.S. non-profit organizations serve as fronts for the Turkish government to promote its interests in the United States and take Members of Congress and journalists on all-expense paid junkets to Turkey.

READ MORE....

The Importance of Being There: A First-Hand Look at the Many Faces of the Pro-Turkey Lobby in DC

BY SHAUNT TCHAKMAK

York University, Class of 2015
ANCA Leo Sarkisian Intern 2015

A majority of the work the Armenian community does to advance the cause happens in our own home towns–the meetings with officials, the events that we host, the letters that we write. And then, there are the times that you have to be in the room where the ideas are being shaped and recommendations are being made – on Artsakh, Armenia, the Armenian Genocide and the whole host of community concerns.
The ANCA Leo Sarkisian team learned the importance of our presence in Washington first hand at a “think tank” event we participated in just a few weeks ago.  Let me set the stage.
On Wednesday, July 15th, the Brookings Institution, a nonprofit public policy think tank based in Washington, DC, hosted an event titled “Considerations and Constraints for U.S., EU, and Turkish Engagement in the South Caucasus”.  The event consisted of a panel of discussants to examine and review one of their own recent publications,  “Retracing the Caucasian Circle” as a part of the organization’s Turkey Project Policy Paper Series. The program, which began in 2004, is prepared with the generous support of the Turkish Industry and Business Association (TUSIAD), with Kemal Kirisci serving as the director of the Center on the United States and Europe’s Turkey Project and specifically as the TUSIAD Senior Fellow – but more about that later.  Panelists included Director of the Brookings Institution Center on the United States and Europe, Fiona Hill, who is a co-author of the report; US State Department Deputy Assistant Secretary, European and Eurasian Affairs Eric Rubin; Former Turkish Ambassador, Ünal Çeviköz; head of the Political, Security, and Development Section delegation of European Union to the U.S, Klaus Botzet; and, report co-author Dr. Kirisci as moderator.

READ MORE....

Monday, August 17, 2015

Ismet özel islâmî bir gelecek tasavvur edecek miyiz !

video

DİP bildirisi: Emperyalizm müttefik değil düşmandır

Devrimci İşçi Partisi Ağustos 16, 2015

Türkiye'de savaşın yükselmesi karşısında bir yandan milliyetçi ve ırkçı siyasetin kendine alan bulmaya çalıştığını, diğer yandan da Erdoğan'a ve AKP iktidarına karşı  savaşa karşı barış mücadelesi veren bir muhalefetin yükseldiğini görüyoruz. Bu savaş karşıtı muhalefet geniş bir koalisyon halinde hareket ediyor. Barış Bloku bu geniş koalisyonun somut ifadelerinden biri. Rojava'yla dayanışmada, DAİŞ'le mücadelede, Erdoğan'ın ve AKP iktidarının savaşına karşı çıkmakta birleşen bir blok olarak ilerici bir karakter taşıyan bu birliktelik, diğer yandan net bir anti-emperyalist duruşa sahip değil. Ancak bu koalisyonun son dönemde Blokun siyasi ekseninin merkezinde yer alan HDP'nin aracılığıyla (CHP ve liberallerin de aktif desteğiyle) emperyalist unsurları da kapsayacak şekilde genişletilmesi söz konusu. Açıkça söylenmese de, Rojava'da ABD merkezli emperyalist koalisyon ile PYD/YPG arasındaki askeri işbirliği bu genişlemenin meşrulaştırıcı gerekçesi olarak öne çıkartılıyor. Erdoğan ve AKP'nin AB ile olan ilişkilerinin çok sıcak olmaması, AB emperyalizminin de müttefikler hanesine yazılmasına neden oluyor. Liberal unsurlar zaten emperyalizmi allayıp pullama konusunda kötü niyetli bir perspektife sahipler. AKP'ye karşı Amerikan muhalefeti olarak nitelendirdiğimiz eksenin başat unsuru CHP'nin milletvekilleri de zaten Blokun siyasi olarak zayıf halkaları. Ancak emperyalizmi müttefik olarak gören anlayışın somutlandığı adımlar bunlardan değil HDP cephesinden geliyor.
Kod adı "uluslararası toplum", gerçek adı emperyalizm
İlk adım Suruç katliamının ardından İstanbul'da gerçekleştirilen ilk barış yürüyüşü için HDP Eş Genel Başkanları'nın "uluslararası toplum"a yaptığı çağrı idi. İngilizce (!) olarak yapılan çağrı Türkiye kamuoyuna sendikacılar ve parlamenterlerin katılımı olarak yansıtıldı. "Uluslararası toplum" emperyalizmin diplomatik kod adıdır. Bunlar, Yugoslavya'yı parçalayanlar, Afganistan'ı, Irak'ı işgal edenler, Afrika'da soykırımları el altından destekleyip, Ukrayna'da Nazilerin de ortağı olduğu iktidara hamilik yapanlardır. Ama dünyada "uluslararası toplum" kod adıyla anılıp tüm suçlarını insan hakları ve demokrasi adına yaptıklarına inanılmasını isterler. Bu gerçeklerin HDP eş başkanları tarafından, hele ki Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanlığı yapmış olan Figen Yüksekdağ tarafından bilinmediğini düşünemeyiz. Bu çağrı yapıldığı dönemde cepheden bir eleştiri yapmadıysak bu, Suruç katliamına ve savaşın başlatılmasına karşı yapılacak yürüyüşün devlet baskısıyla karşı karşıya olması, yasaklanması ve esas öne çıkarılması gerekenin bu baskı ve iktidarın katliamdaki sorumluluğu olmasındandır. Ayrıca HDP'nin çağrısı emperyalist merkezlerin elçiliklerinde somut bir yankı da bulmamıştır.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

Saturday, August 15, 2015

CFP: The 1st Kadir Has University Conference on International Relations

CALL FOR PAPERS

Two Hundred Years since the Congress of Vienna: The State of International Relations as a Discipline and Alternative World Views

Department of International Relations
Kadir Has University
22-24 October 2015
Istanbul

Napoleon: “But I am a soldier. I need honour and glory. I cannot reappear among my people devoid of prestige. I must remain great, admired, covered with glory."
Mettenich: "But when will this condition of things cease, in which defeat and victory are alike reasons for continuing these dismal wars? If victorious, you insist upon the fruits of your victory; if defeated, you are determined to rise again."
Napoleon: “Alas. Then we shall meet at the gates of Vienna”.
(Napoleon’s written exchange with Metternich asking for Austrian neutrality in European wars – Summer of 1813)
2015 is a truly exceptional year from the perspective of International Relations history. It marks the 200th anniversary of the Congress of Vienna, the 70th of Yalta and Potsdam Conferences, as well as the founding of the United Nations, the 40th anniversary of the Helsinki Final Act and the 20th anniversary of the Dayton Accords.
The Congress of Vienna, whose final act of June 1815 was the most comprehensive treaty the Great Powers had signed leading to the reorganization of Europe after the Napoleonic Wars. With the principal objectives being the prevention of the emergence of new imperialisms such as the Napoleonic one and to put a check on political revolutions in Europe via the maintenance of the balance of power and the status quo, it proved successful for a while but ultimately failed to prevent the rise of Imperial Germany or the political revolutions of the 19th century that led to the emergence of nation-states in Europe and Central and South America at the expense of many of the European Empires. Nevertheless, its legacy proved influential as it provided for the emergence of a security culture in Europe with the Concert of Europe basically holding for most of the 19th Century.
130 years later, Yalta and Potsdam aimed to address the realities of the emergent post war order in Europe of 1945 – a similar setting, as a larger-than-Europe effort had neutralized a European crisis – while, the United Nations focused on the need to accommodate the victors of the war on a global scale and create a multifaceted and sustainable global security complex.
30 years later, The Helsinki Final Act of 1975 paved the way for erasing dividing lines between East and West and contributed to the end of the Cold War. Since then forty years have passed and we find ourselves in the midst of a Helsinki + 40 process whose objective is to contribute to an inclusive security community and strengthening co-operation within the OSCE.
Finally, this year also marks the 20th year anniversary of the Dayton Accords of 1995 which brought an end to the Bosnian war under the aegis of the International Community which touted its own efforts to rebuild crisis ridden countries in the Post Cold Era in a new spirit of international cooperation.

READ MORE....

Friday, August 14, 2015

REFERENCE BOOK: The Turkic Speaking Peoples: 2,000 Years of Art And Culture from Inner Asia to the Balkans

Ergun Çağatay
and
Dogan Kuban

Prestel Publishing - 2006 

This comprehensive study of one of the most powerful and influential civilizations examines the rich heritage of the Turkic culture. From the first nomadic tribes migrating from central Asia to the Mediterranean, through the rise of the Seljuk and the Ottoman Empire, to the present day, this book explores the traditions and cultural practices of the Turkic speaking peoples. It examines their social and political significance within a historical and modern context, and their relationships with other cultures. This lavishly illustrated volume, featuring images from an award-winning photographer, allows readers to discover a civilization and understand its role in the world today.









Eski ABD Elcisi James Jeffrey: PKK operasyonu Washington için sürpriz oldu - AYDINLIK

AYDINLIK - 13 AGUSTOS 2015

‘Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge kurulması için Amerika ilk defa destek verdi. Ayrıntıları netleşmedi ancak bu tampon bölge ABD’nin Türkiye’den destek almak için büyük bir imtiyazıdır’

Şafak Terzi
terzisafak (AT)gmail.com

James Franklin Jeffrey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi. Ergenekon-Balyoz operasyonlarının ilk dalgaları sırasında, 2008-2010 yılları arasında Ankara’daydı ve daha sonra ortaya çıkan Wikileaks belgelerinde de adından sıkça söz ettirmişti. Jeffrey, 2010 yılında Amerikan Dışişlerinin en üst düzeyine, Carreer Ambassador derecesine geldi. James Jeffrey bir “devlet adamı”, bu nedenle Türkiye ve sürece yönelik sözleri son derece gerçekçi. Büyükelçi Jeffrey, telefon üzerinden yaptığımız söyleşimizde kullandığı ifadelerde de, Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verecek her türlü yaklaşımdan kaçınmaya çalıştı.

‘ABD’NİN İMTİYAZI TAMPON BÖLGE...’
l Ankara uzun bir süre İncirlik’i açmak istemedi. Özellikle de Ayn el Arap’taki çatışmalar sürecinde. Türkiye’nin fikrini ne değiştirdi? Neden birden İncirlik’i açmaya karar verdi?
Başkan Yardımcısı Jœ Biden, Başkan Obama ve ortak müttefiklerimiz IŞİD konusundaki sorunlarla ilgili harekete geçmek için çalışmalarda bulundu.
Ayrıca, Türkiye’nin güneyinde IŞİD saldırıları gerçekleşti; Suruç’ta ve sınır boyunca Türk ordusuna karşı... Bu birinci sebepti, ikincisi Suriye’nin kuzeyinde bir çeşit tampon bölge kurulması için Amerika ilk sefer destek verdi. Ayrıntıları henüz netleşmedi ancak bu tampon bölge, Amerika’nın destek almak için büyük bir imtiyazıdır. Üçüncüsü, tüm bu meselenin, Erdoğan’ın PKK, HDP, seçimler ve hükümet kurma süreciyle nasıl baş edeceğini hesaplaması ile bağlantılı olduğu açık... Bu meselenin bu sonuçla nasıl bir ilgisi olduğunu bilmiyorum ama etkili olduğu kesin.

‘TÜRKİYE YPG’YE SALDIRMIYOR PKK’YI VURUYOR’
l Washington, Ekim 2014’ten sonra, IŞİD’e karşı bölgedeki müttefiklerinin YPG gibi Kürt gruplar olduğunu açık bir şekilde söyledi. Türkiye ise YPG/PYD’yi PKK’nın bir kolu olarak görüyor. Peki, Ankara bu durumda Washington ile birlikte IŞİD’e karşı savaşmaya nasıl ikna oldu?
Birincisi, YPG ile PKK arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri, PKK’yı bir terör örgütü olarak görüyor. Türkiye’nin PKK’ya karşı saldırılarında destekler veriyor. Ayrıca PKK, Kuzey Irak’taki IŞİD’e karşı konumu dâhil, şu an bizimle çok az ilgili bir konumda. Tabii YPG, Kobani savaşından beri PKK ile yakından çalışıyor ancak bu da farklı bir durum. Şunu da fark ediyorum; Türkiye genel olarak YPG’ye saldırmıyor, PKK’yı vuruyor.

l Ankara, Washington ile IŞİD’e karşı işbirliği yapma kararı aldıysa, IŞİD’in ana düşmanı ve YPG’nin hamisi PKK’ya karşı neden operasyon yürütüyor?
IŞİD’in ana düşmanı PKK değil. PKK’nın yalnızca Kuzey Irak’ta IŞİD’e karşı kurulan Peşmerge cephesinde küçük çaplı bir gücü bulunuyor. Bunlar iyi savaşçı ancak bunun dışında PKK’nın gücünün çoğu Kandil dağında ya da Türkiye sınırları içinde bulunuyor. Ve tabii ki PKK, Türk güvenlik güçlerine karşı saldırılar başlattı, bu konuda herhangi bir şüphe yok. Ve saldırılarına devam ediyor, bugün(10 Ağustos) altı tane (Türkçe ifadeyle) şehidiniz vardı mesela... Dolayısıyla Türkiye PKK’ya yönelik saldırılarına devam edecek... Sonuçta, PKK’dan saldırılarını durdurmasını istemek siyasetten tamamen ayrı bir şeydir. Siyaset de önemli ancak Türkiye PKK’ya saldırmaya devam edecektir.

‘OPERASYONLAR SÜRPRİZ OLDU’
l IŞİD sizce Ankara için PKK’yla savaşma konusunda bir bahane mi?
Hayır... Bana göre Ankara üç kuvveti düşman olarak görüyor; Esad hükümeti, IŞİD ve PKK. Ve bana göre bu operasyonlar hep, hükümet kurma aşaması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Haziran seçimlerindeki hayal kırıklığı ile bağlantılı.

l Obama yönetimi, Ankara’nın PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonları öngöremedi mi?
Bunlar, Washington için sürpriz oldu.

İNCİRLİK TÜRKİYE’NİN İSTEDİĞİ GİBİ KULLANILACAK
l Türk Dışişleri Sözcüsü Tanju Bilgiç, İncirlik’in yalnızca IŞİD’e karşı operasyon için kullanılacağını ve kesinlike YPG’ye destek verilmeyeceğini söyledi. Bir gün sonra ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner Türkiye’deki askeri üslerin YPG’ye destek vermek için de kullanılacağını söyledi...
Amerikan operasyonları, Türk hükümetinin Amerikalılardan yapmasını istediklerinden ibaret olacaktır. Benim anladığım, bu IŞİD’e karşı olacaktır.

l Peki, ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner neden İncirlik’ten YPG’nin de destekleneceğini söyledi?
Çünkü biz YPG’nin IŞİD’e karşı savaştığını gördük, bunu Ekim 2014’ten bu yana tecrübe ettik.

l İncirlik’i kullanımındaki sınırlamalar neler?
Şunu özellikle açıklığa kavuşturmak istiyorum, Türk hükümeti orada neyi uygun görürse o olur. Üs onların üssü, ülke onların ülkesi...

‘TÜRK HÜKÜMETİ İLE YPG KONUSUNDA MUTABAKATA VARDIK’
l Peki, ABD İncirlik üzerinden de mi YPG ile işbirliği yapacak?
(Çıkışarak) ABD, Ekim ayından beri YPG ile işbirliği yapıyor. Türk hükümeti de konunun tüm ayrıntılarıyla ilgili bilgilendirildi; YPG’nin IŞİD’e karşı savaştığına dair, YPG’ye hava desteği sağlayacağımıza dair vs... Bu yönde Türk hükümetiyle mutabakata vardık. Diyelim ki YPG Türkiye’yi işgal etti, ABD’nin YPG’ye hava desteği sağlayacağını tabii ki düşünmüyorum, yani bu gülünç bir soru... Üstüne basa basa şunu tekrar etmek istiyorum: Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’de Türk hükümetinin onaylamayacağı hiçbir şey yapmaz.

l Washington Ankara ile müzakere edip, PKK’ya karşı yürütülen operasyonları bitirip, Türkiye’yi IŞİD’e karşı yönlendirmeyi planlıyor mu?
Washington’un önceliği IŞİD’e karşı savaşmak. Washington’un çıkarı Türk hükümeti ile Türkiye’nin doğusundaki Kürt nüfusu arasındaki bir barış sürecinden yana. Bunun ötesinde bir şey söyleyemem...

l Bu arada Barzani de PKK’lıların Kuzey Irak’ı terk etmesi yönünde açıklamalar yaptı. Bunun sebebi nedir? PKK zaten yıllardır Irak’taydı, değişen nedir?
Barzani bunu birçok sefer söyledi, PKK’yı sevmiyor ama onları oradan sürmek için herhangi bir adım da atmayacak.

‘TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ ÇIKIŞTA’
l Sizin Ankara’da Büyükelçi olduğunuz dönemle bugünü kıyasladığınızda, Türk-Amerikan ilişkilerinde bir değişiklik var mı?
Hayır... Ben Büyükelçiyken ilişkiler iyiydi, şimdi de iyi. Herhangi iki ülkenin değişik yaklaşımları olacağı aşikâr ancak genel hedeflerimiz aynı. Amerika Birleşik Devletleri PKK’nın Türk güvenlik güçlerine saldırdığını görmek istemiyor. Türkiye’deki Kürtlerin durumunun bir çözüme kavuşturulduğunu görmek istiyor. IŞİD’in yenilgiye uğratılıp, imha edildiğini görmek istiyor ve Esad hükümetinin görevini bıraktığını görmek istiyor ve Kuzey Suriye’de Türkiye ile birlikte bu tampon bölge meselesinde çalışmak istiyor. Tüm bu alanlardaki birliktelik, iyi bir işbirliği paketi demek.
Afganistan konusunda işbirliği yapıyoruz, Rusya’yla ilgili bazı meselelerde işbirliği yapıyoruz, NATO radarı konusunda işbirliği yapıyoruz ve İran konusunda işbirliği yapıyoruz. Ve liste böyle uzayıp gidiyor.

l Peki, Türk-Amerikan ilişkilerinin son iki ya da üç yıl içinde bozulmaya başladığını düşünüyor musunuz?
İnişler ve çıkışlar oldu. Şu an ise bir çıkış dönemi olduğunu düşünüyorum.

DEVAMINI OKUMAK ICIN......

Thursday, August 13, 2015

MHP Uzerine Analizler - 2

MHP ne yapmalı?

Ahmet B. ERCİLASUN

YENICAG GAZETESI - 09.08.2015 

 MHP’nin milliyetçi bir parti olduğu muhakkaktır. Meclis’te grubu bulunan partiler içinde şu anda milliyetçi olduğunu ileri süren başka bir parti bulunmadığına göre MHP’nin siyasi arenada Türk milliyetçiliğini temsil ettiği de açıktır. CHP oklarından biri her ne kadar milliyetçilik ilkesini temsil ediyorsa da bugünkü CHP’de Atatürk dönemi milliyetçiliğinden eser kalmamıştır. Esasen CHP’nin şu andaki yönetici kadrosu da hiçbir zaman milliyetçilik iddiasında bulunmamakta, milliyetçilik vurgusu yapmamaktadır.  MHP’nin milliyetçiliği temsil eden yegâne parti olması, hiç şüphesiz ona çok ağır sorumluluklar da yüklemektedir: Günün şartlarına göre yeni fikirler üretmek, milliyetçiliğin topluma yayılmasını sağlamak için ciddi eğitim ve yayın çalışmaları yapmak, kamuoyuna ve özellikle genç nesillere milliyetçiliği doğru, haklı ve sevimli gösterecek tarzda konuşmalar yapmak ve davranışları da buna göre ayarlamak... Ve elbette vatan ve milletin bölünmesi tehlikesine karşı en şiddetli şekilde mücadele etmek.  Son yıllarda bölücülüğe karşı mücadele öne çıkmış bulunuyor. MHP yöneticilerinin bölücülük karşısındaki tavır ve konuşmaları açıktır. Bölücü terör ve yandaşlarına karşı en ciddi tavır koyan parti hiç şüphesiz MHP’dir; daha doğru bir ifadeyle yegâne parti MHP’dir.  Ancak... MHP yöneticilerinin tavır ve açıklamaları basın yayın organlarında ya görmezden gelinmektedir, ya eksik ve çarpıtılmış olarak verilmektedir, ya da daha vahim olarak aşağılayıcı, küçük düşürücü bir tarzda sunulmaktadır. İşte  “MHP ne yapmalı?” sorusu burada önem taşımaktadır.  Son günlerde “Boğaz’da viski içen şerefsizler” ifadesi etrafında fırtınalar koptu. Sözün söyleniş tarzı, üslubu elbette tartışılabilir. Ancak arkasındaki ana fikrin doğru olduğu bence muhakkaktır. Bu söz bu tarzda söylendi ve arkasında da duruldu. Tamam ama... Bu kadar mı? Karşı tarafın söylemleri bir bir sıralanmak gerekmez mi? Bunu Yılmaz Özdil mi yapmalı, MHP’liler mi? Özdil’in 05 Ağustos 2015 tarihli yazısına bakınız. HDP’lilerin neler söylediklerini bir bir yazmış. Osman Baydemir’in “astirin”inden Sırrı Sakık’ın “it sürüleri”ne kadar.  On kadar bölücü ve münasebetsiz sözü sıraladıktan sonra da “(Bunlardan) kimse rahatsız olmadı. Şerefsiz denildi... Ortalık ayağa kalktı.” diyerek lafı gediğine koymuş. Yılmaz Özdil’e teşekkür ederiz tabii. Ama MHP yöneticileri nerede?

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....

MHP Uzerine Analizler - 1

İTİRAZIM VAR

Dr. Buğra Atsız

Yazılarını severek ve dikkatle okuduğum ağabeyim Ahmet Bican Ercilasunu tâkib edenler onun 9 Ağustos 2015 târihli Yeniçağda çıkan “MHP Ne Yapmalı?” isimli yazısını da okumuşlardır. Okumamış olanlara yazıyı hemen bulup okumalarını tavsiye ederim. İtirazım bu yazıdaki muhtelif iddiâlara.
Ercilasunun birinci iddiâsı MHPnin milliyetçi bir parti olduğu. İçinde bilindiği gibi başta Kürt olmak üzere muhtelif etnik kökenli insanları barındıran bir partinin hangi milliyetin milliyetçisi olduğunu sormak sanırım hakkımızdır. Hele genel başkan danışmanı olan bir Çerkesin kısa bir müddet önce “Türkçülük makbûl değil, makbûl olan milliyetçiliktir” gibi ne idüğü belirsiz bir lâf etmesini itirazsız kabûllenenler tarafından. Türkçülüğün Türk milliyetçiliği demek olduğunu bir Çerkes bilmeyebilir, ne de olsa Bahçeliye danışmandır, ama Atsızı gâyet iyi tanıyan, onun evine girip çıkmış Ercilasunun bu Çerkese karşılık vermemiş olmasına hayret ettim. Cevap olarak bana biz insanların ırkına değil vatandaşlığına bakarız denileceğini adım gibi bildiğimden, ben de bu cevaba Türkiyede yaşayan Çingeneler de vatandaştır, ama Türk değildirler, tıpkı Kürtlerin, Çerkeslerin, Gürcülerin vesâir etnik artıkların Türk olmadıkları gibi derim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak bir şeydir, Türk olmak ayrı şeydir. Bu farkın artık öğrenilmesi ve öğretilmesi gerekiyor.
İkinci itirazım ise “Mecliste gurubu bulunan partiler içinde şu anda milliyetçi olduğunu ileri süren başka bir parti bulunmadığına göre MHPnin siyâsî arenada Türk milliyetçiliğini temsil ettiği de açıktır” sözüne. Yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi içinde her türlü Türk olmayan etnisiteyi bulunduran bir parti Türk milliyetçiliği iddiâsında bulunamaz. Bulunsa da ciddîye alınmaz, alınmadığı da zâten son seçimlerden sonra daha da bâriz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kaldı ki geldiği yer bu anlamsız tutumundan dolayı da bellidir ve mizâhî malzeme olmaktan öteye geçememektedir. Bir de MHPnin Mecliste yegâne milliyetçi parti olduğunu söylemek de yanlıştır. Milliyetçi olduğunu iddiâ etmemekle birlikte HDPnin Kürt milliyetçiliği yaptığı ve bu işin iddiâ ile değil faaliyet ile yapıldığının delilidir. CHPyi kimse ciddîye almadığı için üzerinde durmuyorum.
“MHP’nin milliyetçiliği temsil eden yegâne parti olması, hiç şüphesiz ona çok ağır sorumluluklar da yüklemektedir: Günün şartlarına göre yeni fikirler üretmek, milliyetçiliğin topluma yayılmasını sağlamak için ciddi eğitim ve yayın çalışmaları yapmak, kamuoyuna ve özellikle genç nesillere milliyetçiliği doğru, haklı ve sevimli gösterecek tarzda konuşmalar yapmak ve davranışları da buna göre ayarlamak... Ve elbette vatan ve milletin bölünmesi tehlikesine karşı en şiddetli şekilde mücadele etmek”. Bu tesbitlere katılmamak elbet elimizde değil. Sorumuz şu: MHP günün şartlarına göre hangi yeni fikri üretmiştir? AKPye stepnelik etmek hem kendi fikri olmasa gerek, hem de yeni değil. MHP Türk milliyetçiliğini topluma yayılması için ne yapmaktadır? Eğitimin zâten millî olması gerekirken bunu baltalayan AKPye ne gibi argümanlarla karşılık vermiştir?
Ercilasun ağabeyin bundan sonra yazdıkları MHPnin kibarca tenkîdidir, katılmamak mümkin değil. “Ama “milliyetçilik” ülküsünü temsil eden bir parti, sadece bir siyasi parti değildir ve temsil ettiği ülkünün de sorumluluğunu taşımaktadır” cümlesindeki ülküden neyin kasdedildiği havada kalmıştır. Eğer bundan kasıt Türk-İslâm Ülküsü zırvasıysa bu konuda ne düşündüğümü daha önce de yazmıştım. Bu Türk-İslâm Ülküsü (!) bir oxymorondur (Bilenler bilmeyenlere anlatsınlar) ve MHPyi son seçimde HDP ile aynı seviyeye düşürmüştür.
Bir de yazının sonunda genel başkanın dediklerinin dışına çıkılırsa parti disiplini bozulur gibi bir cümle var ki bana eskiden çıkan Hoş Memo çizgilerini hatırlattı. Orada ‘General Samurkaşa yarayan herşey herkese yarar’ diye bir prensip vardı. Gülmedim desem yalan olur. Demokrasi anlayışı böyle olan bir partiden gelecek hayır dilenci duâsından gelecek hayra benzer.
MHP en iyisi, eğer yapabiliyorsa, başındaki General Samurkaşı değiştirsin de belki silkinip üzerindeki kokuşmuşluğu ve tutarsızlığı atar, bizler de ona o zaman “milliyetçi” sıfatını lâyık görürüz.

Thursday, August 6, 2015

PHD DISSERTATION: Harbord Military Mission to Armenia: The Story of An American Fact Finding Mission and Its Effects on Turkish-American Relations

Hulusi Akar

An abstract of the Dissertation of Hulusi Akar for the Degree of Doctor of Philosophy at the Atatürk Institute for Modern Turkish History 

Title: Harbord Military Mission to Armenia: The Story of An American Fact Finding Mission and Its Effects on Turkish-American Relations 

BOGAZICI UNIVERSITESI - Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü
2005
TEZ DANISMANI: ZAFER TOPRAK

One of the most important episodes of Turkish-American foreign relations during the Independence War was General Harbord mission. Even though the idea behind the mission was to understand the feasibility of a large, independent Armenia, the real outcomes were mostly unexpected. The main purpose, which was related to the Armenian Question, has already been discussed by several academic studies. They put great emphasis on General Harbord’s final report, which not only destroyed all the assumptions of an independent Armenia, but also of the long established Armenian lobby in America. But the real merit of the mission was its long-range effects on Turkish-American relations. The mission’s findings gave support to the relatively few Americans trying desperately to change the American view of Turkey and establish healthy relations unbiased from the Armenian lobby. The other important side of the mission was unpublished findings about Turkey, Armenians, the independence movement, etc., which had been buried under the archives. The Harbord mission was totally different and unique from its predecessors. First of all, its members were mainly composed of military personnel. They had the necessary cadre and sources to fulfill their duty. They talked to most of the main actors, visited all sides, and traveled across Turkey, Georgia, Azerbaijan and Armenia. They managed to produce a body of expert reports on all the aspects of these three countries. Unfortunately most of these reports and findings were never published. So, in short the mission’s document collection is a kind of time capsule, which has a variety of information especially about the first phase of Turkey’s independence war.

READ MORE.....

CHP’nin değişiminde önemli bir durak: CHP araştırma bürosu

Yunus Emre

TARIH VE TOPLUM YENI YAKLASIMLAR
SAYI 16 YAZ 2013

YAZIYI BURADAN INDIREBILIRSINIZ....

Tuesday, August 4, 2015

Why has Social Democracy not Developed in Turkey? Analysis of an Atypical Case

Yunus Emre

Journal of Balkan and Near Eastern Studies
DOI: 10.1080/19448953.2015.1063298     
Published online: 04 Aug 2015

This paper scrutinizes why the Western European type of social democracy has not developed in Turkey. Both the historical backdrop and current constraints on the development of social democracy are examined. This paper argues that social democracy's failure in Turkey has stemmed from two reasons. On the one hand, historical and structural constraints that obstructed social democracy should be taken into account. On the other, social democratic movements suffered from an agency question. The leadership of the political parties, which defined themselves as centre-left entities, had a number of chances to build a ‘genuine social democracy’, but they chose alternative policy paths based on identity politics. This phenomenon too prevented the development of social democracy. The CHP (Cumhuriyet Halk Partisi, Republican People's Party) is the focal point of the paper since it has always been the main subject in the debates over social democracy in Turkey.

Sunday, August 2, 2015

From Analysis to Policy: Turkish Studies in the 1950s and the Diplomacy of Ideas

Cangül Örnek 

Middle Eastern Studies Volume 48, Issue 6, 2012  

Turkish area studies in the US developed in parallel with the diplomatic rapprochement between Turkey and the US after the Second World War. This article scrutinizes the relation between Turkish studies and American public diplomacy in Turkey with special emphasis on the latter. Unlike cultural programmes in Europe, which focused on satisfying intellectuals' taste for high culture, in Turkey the concentration of the cultural activities was on bureaucrats, educators and technical personnel. The article argues that this was because of a modernization approach and the priority given to the needs of US aid programmes. Following the revolutions in Asia, the programme was further oriented to strengthen the collaboration between Americans and the technocratic elites of Turkey.

READ MORE....

Turkish History 1918-1931 As Interpreted by Two American Diplomats

Jay Pierrepoint Moffat & Jefferson Patterson

Libra Yayinlari - 2015

There are many textbooks and scholarly works of Ottoman and Turkish history written both by foreign and Turkish scholars. What distinguish the present work from these books is that it has been prepared by two American diplomats stationed in Turkey at the time “history was in the making”. Thus it gives a first hand interpretation of the last days of the Ottoman Empire, of the Turkish War of Independence, of the establishment of the Republic and of its first eight years.

Türkiye'nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı (Antikomünizm ve Amerikan Etkisi)

Cangül Örnek

Can Yayinlari - 2015

II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle beraber Türkiye, hem iç politika hamlelerinde hem de dış politikada rotasını değiştirecek adımlar atmıştır. "İçeride" çok partili siyasi hayata yeniden geçme, "dışarıda" da ABD önderliğinde tesis edilen "hür dünya" ülkeleri arasına katılma kararı alınmıştır. ABD dostluğu, sempatisi ve mücahitliği, Kore Savaşı'na Türkiye'nin de ABD lehine asker göndermesiyle zirve noktasına vardı. Her ne kadar Kemalistler için "bağımsızlık", liberaller için "demokrasi", İslamcılar için de "mukaddesat" çok önemli olsa da Sovyetlere karşı ortak noktaları Amerikan dostluğu, sempatisi ve mücahitliği olmuştur. Türk Sosyal Bilimler Derneği "Genç Sosyal Bilimciler" ödülünü kazanan bu çalışma, zihniyet ve toplumsal algıların nasıl oluştuğunu/oluşturulduğunu, akademik çevrelerin, dergi ve gazetelerin nasıl işlevler üstlendiğini gösteriyor. Özenle, ciddi ve emek gerektiren bir kaynak ve arşiv taramasıyla hazırlanan bu kitap, zihniyet araştırmaları ve tarihi için önemli bir çalışma…

Saturday, August 1, 2015

Turkey (1965) | Central Intelligence Agency

This film covers the history, geography, customs, agriculture, urbanization, and foreign aid to Turkey.

National Archives - Turkey - National Security Council. Central Intelligence Agency. (09/18/1947 - 12/04/1981). - - DVD Copied by IASL Scanner Katie Filbert. - ARC 654135 / LI 263.2458

The Fall of the Ottomans - Review

An absorbing history of the impact of the first world war on the Middle East Eugene Rogan’s study of the great war from the Ottoman perspective reveals the root cause of many of today’s conflicts

By Anthony Sattin

The Guardian -  Sunday 1 March 2015 

The last thing the people of the Ottoman empire needed in autumn 1914 was another war. In the six years leading up to that calamitous year they had seen a sultan deposed and their immense and immensely inefficient army battered. In several bruising wars, they had ceded Libya to Italy and all their European territories – including what is now Bulgaria, large chunks of Greece, Bosnia, Serbia and Albania – to independence. Now their Young Turk leaders were siding with Germany, because the Kaiser looked most likely to help them regain some of that lost territory, or at least avoid the dismantlement of the empire. The consequences of that decision – the great war that shaped the Middle East, the conflict that made the war global – form the grand tale that Eugene Rogan tells in his latest book.
Readers of his previous work, The Arabs, will know how comfortably he handles multiple themes, ambitious narratives and a crowd of characters. Writing about the collapse of an empire that, in 1914, still included all of what is now Turkey, Iraq, Syria, Lebanon, Jordan, Saudi Arabia and Egypt demands those skills, and more. Finding something new to say about a conflict that one of its most famous participants described as “a sideshow of a sideshow” would seem to be a challenge, especially with other books recently published on the subject. Some of these have looked at individual theatres, most obviously the Arab revolt, while others (such as Kristian Coates Ulrichsen’s The First World War in the Middle East) cover the entire war.

READ MORE.....

Wednesday, July 15, 2015

LECTURE: Sectarianism in the Middle East in an Age of Western Hegemony, 1860-1948

Date: Monday July 20, 2015
Time: 15:00
Place: Boğaziçi University South Campus, Rectorate Conference Hall 

Sectarianism in the Middle East in an Age of Western Hegemony, 1860-1948 

Ussama S. Makdisi
Professor of History Arab-American Educational Foundation Chair of Arab Studies
Rice University
The conventional view of sectarianism in the Middle East is that it reflects age-old, endemic religious tensions, and that it reflects a problem in the region's adaptation to a secular Western modernity. Sectarianism has often been depicted as a holdover of primordial religious divisions that make up the Middle East. In contrast, this talk suggests that the sectarian crisis in the Middle East has its roots in the nineteenth century Ottoman Empire crisis of religious pluralism that has important parallels in both Europe and the United States.

Ussama Makdisi is the author of The Culture of Sectarianism: Community, History, and Violence in Nineteenth-Century Ottoman Lebanon (2000), Artillery of Heaven: American Missionaries and the Failed Conversion of the Middle East (2008), and Faith Misplaced: the Broken Promise of U.S. -Arab Relations, 1820-2001 (2010).

Monday, July 13, 2015

A New Book: Everywhere Taksim Sowing the Seeds for a New Turkey at Gezi

Edited by Isabel David and Kumru F. Toktamis

Universitt of Amsterdam Press - 2015

In May 2013, a small group of protesters made camp in Istanbul's Taksim Square, protesting the privatisation of what had long been a vibrant public space. When the police responded to the demonstration with brutality, the protests exploded in size and force, quickly becoming a massive statement of opposition to the Turkish regime. This book assembles a collection of field research, data, theoretical analyses, and cross-country comparisons to show the significance of the protests both within Turkey and throughout the world.

Sunday, July 12, 2015

A NEW BOOK: Building Modern Turkey: State, Space, and Ideology in the Early Republic

by Zeynep Kezer 

UNIVERSITY OF PITTSBURGH PRESS - Dec 2015

"Building Modern Turkey" offers a critical account of how the built environment mediated Turkey s transition from a pluralistic (multiethnic and multireligious) empire into a modern, homogenized nation-state following the collapse of the Ottoman Empire at the end of World War I. Zeynep Kezer argues that the deliberate dismantling of ethnic and religious enclaves and the spatial practices that ensued were as integral to conjuring up a sense of national unity and facilitating the operations of a modern nation-state as were the creation of a new capital, Ankara, and other sites and services that embodied a new modern way of life. The book breaks new ground by examining both the creative and destructive forces at play in the making of modern Turkey and by addressing the overwhelming frictions during this profound transformation and their long-term consequences. By considering spatial transformations at different scales from the experience of the individual self in space to that of international geopolitical disputes Kezer also illuminates the concrete and performative dimensions of fortifying a political ideology, one that instills in the population a sense of membership in and allegiance to the nation above all competing loyalties and ensures its longevity."

MHP Kürt sorununu geri istiyor

MHP, koalisyon arayışlarının kilit partisi oldu ama tüm formüllere mesafeli.

CUMHURIYET - 12 TEMMUZ 2015

Seçimin kilit partisi hiç kuşkusuz HDP’ydi. Ancak, 8 Haziran’da başlayan sürecin kilit partisi MHP oldu. Önce koalisyonlara mesafeli, sonra HDP’li formüllere kapalı olduğunu açıkladı. En kalın kırmızı çizgileri çizdi. Koalisyonun hem en güçlü adayı, hem en uzak aktörü oldu. Kendinden çok bahsettirdi. Kızgınlıkların, hayal kırıklıklarının, suçlamaların öznesi haline geldi...
MHP’nin taban dinamikleri, ideolojik referansları ve siyasi pratiği göz önüne alınarak olup bitene yakından bakınca, MHP’nin hangi gerekçelerle ve hangi sonuçlar için bu pozisyonları aldığı biraz daha netleşiyor. Karmaşık gibi görünenler basitleşiyor, bazen de basit görünen çetrefilleşiyor.

Geldikleri gibi giderler
MHP, 7 Haziran’da oylarını yaklaşık yüzde 25 arttırdı ve 7,5 milyon oy aldı. “Anavatanı” diyebileceğimiz İç Anadolu ve İç Ege’de artış yüzde 30’ların üzerinde, metropoller ve kıyılarda ise ortalamanın altında. AKP’den kaçan oyların büyük bir bölümünün MHP’ye aktığı ya da MHP’ye gelen oyların AKP ağırlıklı olduğu açıkca görülüyor. Fakat bu tablonun kalıcılığı ve trendin böyle kalıp kalmayacağı çok tartışmalı. Bazı araştırmalar seçimden birkaç ay önce MHP’nin yüzde 18 sınırına kadar tırmandığını ve sonra bu oyların bir kısmının AKP’ye geri döndüğünü gösteriyor. Seçim sonrası anketler de, mevcut pozisyonlarla girilecek yakın erken seçimde MHP’nin gerileme olasılığına işaret ediyor.
Daha önce de defalarca yaşandığı gibi AKP ile MHP arasındaki oy geçişinin yönü ve hızı tekrar tekrar değişmeye açık. AKP’ye ders vermek için MHP’ye gelen seçmenlerin dersin devamında ısrarcı olup olmayacağı belirsiz. Bu geçişkenliği çok iyi bilen MHP kurmayları, hem koalisyon, hem de seçim için argüman üretmek, pozisyonlarını her durum için tekrar anlatmak zorunda.

DEVAMINI OKUMKA ICIN....

Saturday, May 30, 2015

Anadolu Türküleri - Kayıt:Emre Dayıoğlu

Sabri Özdemir - Tahsin Yarar - Karpuz Kestim Kırmızı 

Helime Özke - Sipsi 

Osman KIRCA - Üçtelli 

Serikli Kemancı Mehmet Nazlı - Kırşehir'in Gülleri

Sezai Karakoç’un dergisi: AK Parti meseleleri çözmedi, geleceğimiz karanlık!

Sezai Karakoç, iktidarın dış politikasını 'fecaat' olarak yorumladı

CIHAN  | İSTANBUL- 29.05.2015

Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı şair ve yazar Sezai Karakoç'un başyazarlığını yaptığı Diriliş Işığı dergisinde çıkan makalede, AK Parti’nin uzun süreli halk desteğine rağmen temel meselelerde elle tutulur bir ilerleme kaydetmediği vurgulandı. Yazıda, "İslam dünyası ile gelinen nokta fecaattir. Türkiye'nin geleceği karanlık ve diğer ülkelerle çatışma tehlikesiyle karşı karşıya." denildi.

Sezai Karakoç'un 1970'lerden itibaren kaleme aldığı şiir ve siyasi makalelerinden oluşan Diriliş Işığı dergisinin son sayısında 'Gerçek Durum ve Tek Umut' başlıklı değerlendirme yazısı yer aldı. Yazıda şu görüşler yer aldı: "Adalet ve Kalkınma Partisi, çok partili düzene geçtiğimizden beri, en uzun iktidarda kalmış parti olmak açısından talihli bir partidir. Halkın oyuna ve iltifatına mazhar olmak açısından şikayete hakkı olmayan bir durumdadır. Buna karşılık iktidar, icraatlarını, propagandasını ustaca yapmakta olsa da, ülkenin temel, öteden beri süregelen sorunlarının geleceğimizi teminat altına alacak şekilde kökten çözüme kavuştuğuna dair, gözle görülür elle tutulur bir ilerleme ne yazık ki, gözlemlenememektedir."

AK Parti iktidarı dönemindeki dış politikanın da eleştirildiği yazıda, "Dış politika İslam alemine açılma başarısızlıkla sonuçlanmıştır, Mısır, Suriye ve Libya ile olan ekonomik ilişkiler dahil bütün bağlar kopmuş, bölgedeki bölünmeler ve parçalanmalar sonucunda, bazı ülkelerle birlikte bir tarafa savrulmuş olan ülke, diğer her bir İslam ülkesi gibi, geleceği karanlık ve diğer ülkelerle çatışma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumdadır. Bu durum şüphesiz batılı ve doğulu büyük devletlerin İslam dünyasını parçalama, istila ve işgal emellerinden doğmaktadır. Ancak, bunu önceden görüp diğer İslam ülkelerini uyarmak ve buna bir çare aramak, bunun için bir araya gelmek, birleştirmek gerekirken Batılılarla birlikte hareket etmek, onların çizgisinde yürümek, hep tabi olmak hiçbir zaman gerçek bir inisiyatif kullanamamak, ülkemizin geleceği için en büyük bir handikaptır." ifadeleri yer aldı.

Sephardic Jews Feel Bigotry’s Sting in Turkey and a Pull Back to Spain

By CEYLAN YEGINSU

The New York Times - MAY 26, 2015

ISTANBUL — For Rafi, a local newspaper’s anti-Semitic crossword puzzle was the final affront. He knew he had to leave Turkey.
“There are many reasons to leave: a lack of work opportunities, growing polarization within society and oppressive leadership. But the hatred toward our community has been the tipping point for me,” said Rafi, 25, a graphic designer based in Istanbul, who provided only his first name out of fear of harassment by Turkish nationalists. “There is no future here.”
Rafi is one of thousands of Sephardic Jews in Turkey who trace their ancestry to Spain and are now applying for Spanish citizenship in anticipation of a parliamentary bill expected to pass this month in Madrid that would grant nationality to the Jews who were expelled in 1492, during the Inquisition.
Most are seeking visa-free travel within Europe and an opportunity to escape what they see as rising anti-Semitism in Turkey. But many are taken with the idea of reversing the trek their ancestors took centuries ago as they escaped persecution in Spain and settled in the more tolerant environs of the Ottoman Empire.

READ MORE.....

Sisteme entegre olmayacağız - Atilla Fikri Ergun


Wednesday, May 27, 2015

The role of academics in Turkey’s politics: the Mülkiye Junta and the transformation of the Republican People’s Party

Southeast European and Black Sea Studies 
Volume 14, Issue 1, 2014  

Yunus Emre

Between 1971 and 1973, Bülent Ecevit, an exceptional Third World leader who espoused a social democratic creed, struggled against the military rule by peaceful means. His main supporters in intellectual and ideological terms were a group of professors and politicians known as the Mülkiye Junta. The members of the group were scholars from the Ankara University Faculty of Political Science (previously known as the Mülkiye) and advisors to Ecevit. They supported parliamentary politics, criticized the role of the military in political life and recommended a new direction for the Republican People’s Party (RPP). In May 1972, they took over the party administration under the party chairmanship of Bülent Ecevit. After this, the RPP won the highest votes in the 1973 elections. The Mülkiye Junta had central role in the leadership and ideological change in the RPP. This article examines the political thinking of this group and their struggles within the RPP.

DOWNLOAD THE ARTICLE......

Tuesday, May 26, 2015

KAD (Kritik Analitik Düşünme) Perspektifinden Sosyoloji ve Sosyoloji Öğretimi

Doç. Dr. Ali Arslan
Sakarya Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, Türkiye

Özet

Ülkemizde eğitimle ilgili genel olarak kullanılan bir söylem vardır: Bu söylem, eğitimin ezberciliğe dayandığı üzerinedir. Birçok bilim alanında, genelde öğretim hataları yapılmaktadır; ama bazen öğrenciler de buna alıştırılmış olarak veya kolaya kaçarak adeta ezberleme türü eğitimi istemektedirler. Öğretici ve öğrencilerin karşılıklı hatalarından kaynaklanarak ortaya çıkan öğretim uygulamaları sonucunda, özellikle sosyoloji alanında ki öğrencilerimiz, yeni bir bakış açısı geliştirmek yerine, toplum olarak bizi temsil etmekten, anlamaktan ve açıklamaktan uzak Batılı sosyolojik teorileri ezberlemeye devam etmekte, bu da nesiller boyunca taklitçi, aktarmacı ve bir kısır döngü şeklindesürüp gitmektedir. Bu çalışmanın amacı, sosyolojinin, sadece Batı tarihi ve kültürel tecrübelerine dayalı sosyolojik teorileri ezberlemekten ibaret olmadığını, kritik - analitik düşünme ve problem temelli öğrenme biçimi ile İslamdünyasını doğru bir şekilde anlama ve açıklamayı mümkün kılacak yeni bir perspektife, teorik açıklamaya ve öğretim tekniklerine ihtiyaç olduğunu ve alanda yapılan çalışmalarıgöstermektir.

Anahtar Kelimeler
KAD, Sosyoloji Öğretimi, İslami Sosyoloji, Uygulamalı Sosyoloji,

Abstract:
In Turkey, there is a commonly used educational discourse: this discourse is that education is based on the memorization. As in many fields of science, there are often mistakes made in teaching; but sometimes students themselves want such a teaching style whether because they are accustomed to it, or they see it as an easy escape. As a result of the teaching practices that are due to the mutual mistakes of instructors and students, especially students in sociology, prefers, rather than developing a new perspective, to memorize the Western sociological theories which are remote from representing, understanding and explaining us as a society. This results in a vicious circle of imitative transmission throughout the generations. The purpose of this study, is to emphasize that thinking sociologically is not simply to memorize the sociological theories based on Western historical and cultural experiences, that we need a new perspective or a new theoretical framework for sociology in order to understand and explain the Islamic world within a critical-analytical way of thinking. For this aim, I discuss my experience in the Department of Sociology, Sakarya University, my research and teaching practice for the construction of such a theoretical approach, and the critical-analytical perspective for instruction.

Key words:
KAD, Teaching Sociology, Islamic Sociology, Applied Sociology


Monday, May 25, 2015

Second poll shows Turkish ruling party may lose majority in election

ANKARA (Reuters) - Turkey's ruling AK Party is seen losing its parliamentary majority in a June 7 election and may have to form a coalition government, according to the results of a survey by pollster SONAR seen by Reuters on Monday. The poll put AKP support at 41 percent, the main opposition Republican People's Party (CHP) at 26 percent, the nationalist MHP at 18.1 percent and the pro-Kurdish HDP at 10.4 percent, just above the 10 percent threshold needed to enter parliament. It was the second poll within days by a widely watched pollster pointing to AK Party support just above 40 percent, hitting sentiment among investors which have been pricing in a majority for the AK Party.  A level of support for the AK Party indicated by the latest polls would make it very hard for it to achieve constitutional changes sought by its co-founder, President Tayyip Erdogan, who wants stronger executive powers. (Reporting by Ercan Gurses; Writing by Daren Butler and Ece Toksabay; Editing by David Dolan and Toby Chopra)  

KONDA Genel Seçimler 2015 Son Anket Sonucu 

Seçim anketleri ardı ardına açıklanmaya devam ediyor. 7 Haziran genel seçimlerine sayılı günler kala anket firmaları yaptıkları seçim anketi sonuçlarını kamuoyuna açıklıyor. En son seçim anketi sonuçları anket firmalarıyla aynı anda bugun.com.tr'de. 7 Haziran seçimleri öncesi partilerin ve seçmenlerin gözü kulağı seçim anketlerinde. Anket firmaları seçim anketi sonuçlarını peşpeşe açıklamay devam ediyor. En son seçim anketi sonuçlarına göre iktidar partisi AKP'de büyük oy kaybı yaşanıyor. 

SONAR Başkanı: "Her ihtimalde erken seçim olacak" http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/05/150525_turkiyede_bugun  SONAR Başkanı Hakan Bayrakçı, "Her ihtimalde erken seçim öngörüyorum" dedi. CNNTürk Televizyonu'na seçim anketi sonuçlarını değerlendiren Bayrakçı, "Mecliste dört parti olacak. Bunlardan ikisinin koalisyon ihtimali imkansız. MHP ile HDP koalisyon yapamaz. Yaparsa, MHP seçmeni oyunu geri alır. CHP ile MHP koalisyonu matematik olarak yetmez. AKP-MHP koalisyonu bir ihtimal" dedi. 'MHP elindeki kozu kullanabilir' Ancak AKP-MHP koalisyonunun da uzun ömürlü olamayacağını kaydeden Bayrakçı, MHP'nin tek bir hareketle her şeyi değiştirebileceğini belirtti. Bayrakçı "Koalisyondan sonra MHP 'AKP ülkeye zarar veriyorlar' dese, erken seçim istese, oyları yüzde 20'yi geçebilir. Elinde böyle bir koz varken niye yapmasın?" ifadelerini kullandı. CHP ile AKP koalisyonunu CHP'nin yapamayacağını ileri süren SONAR Başkanı, "CHP seçmeni AKP'ye en karşı olan seçmen. Koalisyon yapılırsa kıyamet kopar" dedi. Bu seçimlerde CHP'nin ancak oylarını koruyabildiğini belirten Bayrakçı, ön seçim süreci ve vaatler olmasa, CHP'nin yüzde 22-23'lere kadar düşebileceğini ifade etti.

Sunday, May 24, 2015

THE IZMIR PROJECT

The Izmir Project is an international initiative led by the Kiriaty Foundation to save Izmir's unique synagogues, and create a living cultural monument to the rich Jewish heritage of the city.  The Izmir Project cooperates with the local Municipality and the Jewish community to restore and reconstruct seven of Izmir's synagogues and historic community buildings, and construct a museum with a cultural center.    The aim of this project is to turn the old Jewish quarter of Izmir into an exciting historical, cultural, educational and touristic site as a tribute to Turkish history and world monuments, and an accolade to the rich architectural legacy of the Jewish community that once flourished in Izmir.  The Izmir project involves synagogue restoration, creation of a “Living Museum of Jewish Heritage” and a cultural center to cover 2000 sqm of built area with additional adjacent courtyard areas. The Living Museum of Jewish Heritage will serve as an academic center for multi-cultural research and dialogue.  Four contiguous synagogues within Izmir's historic bazaar have been designated as the core of the restoration project: Hevra, Algazi, Signora-Giveret and the ruins of the Foresteros synagogue. Combined with two other adjacent synagogues: Etz-Hayim and Shalom, in addition the Bikur-Holim synagogue nearby; they form a unique complex of diverse Sephardic synagogue styles.

READ MORE......

Turkish Studies Lecturer - University of Florida

Job Description: The University of Florida Center for European Studies is seeking a nine-month, non-tenure accruing lecturer position with the possibility of annual renewal in European and International Studies to be filled beginning Fall 2015. This position is in Turkish Language and Turkish Areas Studies. The teaching assignment will be 4 courses in Fall and 4 courses in Spring semesters. The position will be equally shared, 50/50 between the Center for European Studies and the College of Liberal Arts and Sciences' International Studies major. The appointment is to meet the instructional needs of the FLAS Turkish language and Turkish Studies Program and the College's International Studies major. Applicants will be expected to teach: INS4930 INS3004 EUS3938 Advanced Turkish, each semester Three Turkish area studies courses in alternating semesters CES Introductory course and/or a graduate European Studies course The successful candidate will also conduct robust outreach to encourage the development of Turkish Studies at the University of Florida. Salary will be commensurate with qualifications and experience and includes a full benefits package.
Minimum Requirements: PhD in related field
Preferred Qualifications: Experience teaching Turkish language and Turkish area studies courses. Evidence of successful outreach and program building of Turkish Studies.
Special Instructions to Applicants: Applications must be submitted on-line at http://jobs.ufl.edu/postings/65647 and must include: (1) a letter summarizing the applicant's qualifications, (2) a complete curriculum vitae, (3) a list of 3 references, and (4) three current letters of references. Applicant will provide names/emails of references and the application system will send automated emails to references requesting that they upload their letters of reference directly to the application website. Final candidate will be required to provide official transcript to the hiring department upon hire. A transcript will not be considered "official" if a designation of "Issued to Student" is visible. Degrees earned from an education institution outside of the United States are required to be evaluated by a professional credentialing service provider approved by National Association of Credential Evaluation Services (NACES), which can be found at http://www.naces.org/. The University of Florida is an equal opportunity institution dedicated to building a broadly diverse and inclusive faculty and staff.

The First Black Pilot in Aviation History: Ahmet Ali Çelikten

Ahmet Ali Çelikten[1][2][3] (born İzmirli Alioğlu Ahmed; 1883–1969), also known as Arap Ahmet Ali[2] or İzmirli Ahmet Ali,[1] was an Ottoman aviator who may have been the first black pilot in aviation history[4] and was one of the few black pilots in World War I, like Eugene Jacques Bullard. His grandmother came from Bornu (now in Nigeria) to the Ottoman Empire as a slave.[4][5]

Ahmet born in 1883 in İzmir, in the Aidin Vilayet of the Ottoman Empire[6] to his mother Zenciye Emine Hanım and father Ali Bey, of African Turkish descent.[7] He aimed to become a naval sailor and entered the Naval Technical School named Haddehâne Mektebi (literally "School of the Blooming Mill") in 1904.[7] In 1908, he graduated from school as a First Lieutenant (Mülâzım-ı evvel).[7] And then he went to aviation courses in the Naval Flight School (Deniz Tayyare Mektebi) that was formed on 25 June 1914 at Yeşilköy.[1] He was then a member of the Ottoman Air Force.
During World War I, he married Hatice Hanım (1897–1991) who was an immigrant from Preveza.[3] He became first black military pilot in aviation history when he started serving in November 1916. On 18 December 1917, Captain (Yüzbaşı) Ahmed Ali was sent to Berlin to complete aviation courses.[5]

To quote David Nicolle's book, The Ottoman Army 1914–1918, "Most Ottoman aircrew were recruited from the Turkish heartland ... others came from the Arab provinces of the Ottoman Empire as far south as Yemen, or even from neutral Iran. Captain Ahmet was of Arab-African origin and may have been the first 'black' Air Force pilot in aviation history, having received his 'wings' in 1914-15." The book features a photo of Ahmet in front of a Bleriot XI-2 trainer at the Yesilkoy flying school. We featured the same photo in "Over the Front", Volume 9, No. 3, Fall 1994. Ahmet's "wings" would seem to have been earned prior to Bullard's earning his brevet No. 6259 on 20 July 1917, though Bullard is often cited as history's first black aviator.[4]

FROM WIKIPEDIA..... 

Mustafa Kemal - Can Dündar 2008


İsmet İnönü Belgeseli ~ Can Dündar "Asrın Dev Lideri"


Friday, May 22, 2015

Nene Hatun…

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Tâze gelin iken onsekizimde
İki göğcek bala iki dizimde
Ve iki damla yaş iki gözümde
Doksan üç gününden hatırladığım.

Ruhumun sururu oğlumla kızım
Mürvetim, devletim, sevincim, sızım…
İki can yoldaşım, Elifle, Kâzım..
Şaçlarını tel tel ıtırladığım.


Komazlar ki çifte kuzu meleye
Derler düşman gelmiş Çanakkale’ye
Yadımda oğlumu o velveleye
Ayet el Kürsi’yle poturladığım

Düşmanı kahredip dönsün diye tez
Yadımda..Kırklara adadığım bez..
Konuya-komşuya haftada 3 kez
İnce ekmek açıp fetirlediğim.

Ap akça mektublar gözledim.Gelmez.
Bağrımın başını közledim gelmez..
”Anam” deyişini özledim.Gelmez..
Ap akça sütümle baturladığım.

Şehitlik şerbeti içti dediler..
İçti ve öteye uçtu dediler.
Ne mezarın belli, ne düştüğün yer
Ey can konağımda yatırladığım! ..

Ey can konağımda kadri ziyâde…
O, aydan, güneşden bedri ziyâde.
Peygamber katına ulaştı mı de
Doksanüç harbinde Aziziye’de
Moskof kafirini satırladığım

NENE HATUN BELGESELI
Nene Hatun'u Tanıyalım.. 

PANEL DISCUSSION ON TURKISH FOREIGN POLICY

CENTER FOR TURKISH STUDIES
Mark O. Hatfield School of Government
Portland State University

TUESDAY, JUNE 2nd, 4:30 – 6:00pm
Place: 2nd Floor Parsons Art Gallery, CUPA (Urban Center) 503 SW Mill St., Portland OR 97201

Panel discussion: Turkish Foreign policy in the 21st Century: Institutions and Strategies
Moderator: Professor Tugrul Keskin, Department of International and Global Studies
Discussant: Professor Birol Yesilada, Director, The Center for Turkish Studies, Middle East Studies Center
Papers:
  1. “Grand Strategy and Turkish Foreign Policy.” Professor Nejat Dogan, Chair, Department of International Relations, Anadolu University 
  2. “The Role of Think Tanks in Turkish Foreign Policy.” Dr. Kubilay Arin, post-doctoral research scholar, Center for Turkish Studies
Nejat DOGAN received his B.A. degree in International Relations from Ankara University. He holds an M.A. degree in International Politics from the American University/Washington D.C. and a Ph.D. in Foreign Affairs from the University of Virginia. His doctoral dissertation, entitled “Inis L. Claude and World Order,” proposed a pragmatic- liberal approach to International Relations. Between 2001 and 2011 he taught at Erciyes University. Dr. Dogan currently works as a full professor at Anadolu University (Turkey) and chairs the Department of International Relations. He is a vising scholar for the 2014-2015 academic year at Portland State University for conducting research on 21st century Turkish foreign policy.

Kubilay ARIN received his doctorate from the University of Munich in 2012 and was a visiting scholar at the Middle East Technical University in Ankara in 2014. His research focuses on think tanks in the US and Turkey, EU-Turkey Politics, US-Turkish relations, US and European foreign policy towards the Middle East, the democratization in Turkey and the Kurdish question. He has a forthcoming book that examines Think Tanks, Game-Changers in Turkish Foreign Policy. This book will address Turkey's (strained) relations with the US, the EU, NATO, the UN and the Near East.

Co-sponsored by the Middle East Studies Center - Division of Political Science - Department of International and Global Studies Portland State University

Lecture announcement: Prof. Dr. Ali Çarkoğlu - Mass Public Opinion Dynamics towards June 7th General Elections

On the eve of the June 7th election, IFEA is pleased to invite you to a public lecture by Prof. Dr. Ali Çarkoğlu (Koç University).
The talk will focus on the various dynamics shaping the vote decision for the upcoming June elections. Drawing a comparison with previous elections, the lecture will rely upon recent data collected in the months of March and April 2015.

Ali Çarkoğlu is Professor of International Relations at Koç University, Istanbul, Turkey. He received PhD in Political Sciences in SUNY-Binghamton (1994); MA in Economics in Rutgers University (1989), MA in Economics in Boğaziçi University (1988), and BA in Economics in Boğaziçi University (1986). His recent research focuses on voting behavior, party systems and political parties, religiosity, social capital, public opinion, and Turkish politics. 

Prof. Çarkoğlu has been teaching comparative politics, public choice theory, voting behavior, Turkish politics, research design and methods, basic statistics and regression methods, regression methods for categorical dependent variables, survey methods, and social network analysis. Since September 2013, he serves as the Dean to the College of Administrative Sciences and Economics at Koç University.

The details are as follows:
Date and time: Monday June 1st @18:00
Venue: IFEA, Nuru Ziya sk no:10, Beyoğlu, Istanbul
Directions: http://bit.ly/IFEAulasim
More info: nilda.taskopru@ifea-istanbul.net
Please not that all visitors must enter through the security gateway. You will be asked to provide ID credentials and present your personal belongings for X-ray scanning.

Hoping for your presence on that day,
Sincerely Yours,
IFEA Team

Thursday, May 21, 2015

Research Institute on Turkey is a grassroots research cooperative based in New York City

Research Institute on Turkey 

We are an interdisciplinary group of researchers, artists, writers, architects, scientists and activists who explore and engage in commonization practices for social change.

Our goal is to contribute to a pluralistic, egalitarian, and democratic Turkey with an emphasis on social and economic justice, gender equality, sexual rights, cultural and political recognition and ecologic sustainability from a critical historical perspective.

We develop in-situ embodied knowledge through in-depth, focused research and policy analysis, creative public engagement, collective learning activities and network collaborations.

Our current research areas

  • Urban Justice and Right to the City

  • Labor & Finance

  • Collective Memory

Our activities

  • Facilitating interdisciplinary research through collaborative networks;

  • Developing practices of creative public engagement including data visualization projects, media campaigns, recording of collective memory in archives,

  • Organizing lectures, workshops, exhibitions, conferences and summer schools as part of the RIT University of the Commons.

Our history

The Gezi Uprising, a pivotal moment in the history of Turkey, is where it all started. We gathered in Zuccotti Park in NYC in support of our friends in Turkey who were occupying a small park in Istanbul. We started to organize in NYC during the early days of the Uprising in Turkey to voice the demands of the movement.

Meetings turned into forums that paved the way to Gezi Platform NYC – a non-partisan institution that housed important events such as the Talk Turkey Conference, twenty-two Gezi NYC Forums, art events, workshops and panels, commemorations and flashmobs. Individuals that have come together through Gezi Platform NYC have formed groups such as the GEZIniyoruz Network, an international network of Gezi Forums and Platforms across the US, Canada, Europe and Turkey.

The post-Gezi process has reaffirmed that social transformations can only be an outcome of a sustained and an effective collective struggle. This requires novel institutional structures that enable focused, and creative public engagement, coalescing individual energy and expertise.

A new model: a cooperative research institute

  • An ongoing collective learning process

  • Open and egalitarian participation of members in decision-making

  • An alternative to corporate think-tank models

  • A productive model of brewing ideas and action through solidarity

  • A hub for creativity and of thinking outside the box

  • A collective body of work that culminates impactful tools for social transformation and change

    Why radical research?

    Authoritarian neoliberal policies are increasingly shaping contemporary research activities in Turkey and beyond. Political and financial pressures on researchers prevent them from addressing urgent topics and themes. Notable voices are sidelined by a lack of funding, and research projects are increasingly realized in a particularly conservative tone, lacking imagination.

    We believe that salient radical research activity is necessary for informed critical decision making processes, public engagement and educational activities. We therefore initiated an alternative network of non-traditional, multidisciplinary collaborative research processes, RIT.

    Our goals

  • Addressing urgent topics which are not adequately studied

  • Using interdisciplinary methods and approaches beyond traditional disciplinary academic boundaries

  • Forming new working groups and initiate cross institutional working groups, and promoting collective action.

  • Creatively and systematically engaging with civil society

By opening up a new intellectual space, we aim to assemble collective energy and capacity and provide resources for researchers and practitioners. 

FOR MORE INFORMATION......

Sunday, May 17, 2015

Aramco Ümmetçiliği? Türkiye’de İslâmcılık - Birol Başkan

Birikim -  | 18.05.2015
“Mensupları daha çok Yahudilerden olan bu hareket yeni değil. Spartacus-Weishaupt’un zamanından, Karl Marx’ın yaşadığı döneme, oradan Trostky (Rusya), Bela Kun (Macaristan) Rosa Luxembourg (Almanya) ve Emma Goldman’a (Birleşik Devletler) uzanan dünya çapında bir komplo bu. Var olan medeniyeti yıkma ve onun yerine yeni bir toplum inşası komplosu.  Artık gelişmesini durdurmuş, kıskançlık dolu bir art niyet ve imkânsız bir eşitsizlik temeli üzerine kurulmak istenen bir toplum komplosu… Fransız Devrimi trajedisinde de kesinlikle rolü olan bir hareket. 19. yüzyıl boyunca da her yıkıcı hareketin baş sebebi. Şimdi de, … Rus halkını saçlarından yakaladılar ve böylece büyük bir imparatorluğun tartışmasız sahipleri oldular.”
Bu cümleler Winston Churchill’e ait. İkinci Dünya Savaşı boyunca İngiltere Başbakanı olacak Winston Churchill’e. 1920 yılında Illustrated Sunday Herald gazetesinde çıkan bir yazısında, Churchill Rusya’da süregiden iç savaşın taraflarından Bolşevikleri, binlerce yıllık bir komplonun, Yahudi komplosunun, temel aktörleri olarak resmeder. Amacı hem Bolşeviklere karşı savaşan Beyazlar için destek toplamak, ki İngiltere’nin politikası da buydu, hem de bütün Yahudilere bir çağrıda bulunmak.
“Bu şartlarda şu özellikle önemli. Her bir ülkede, o ülkenin toprağına sadık milli Yahudiler her fırsatta öne çıkmalı … ve Bolşevik komplosu ile mücadele için alınan her önlemde aktif rol oynamalı. Böyle yaparak, Yahudi isminin şerefini koruyabilecekler ve bütün dünyaya açıkça gösterecekler ki, Bolşevik hareketi Yahudi hareketi değildir.”[1]
Churchill’in yazısı komplo teorisyenliğinin güzel bir örneği. Tarihte gerçekleşen bir olayı, içinde var olduğu toplumsal koşullardan tamamen soyutlayıp, birtakım art niyetli ve güçlü varlıkların (kişiler, devletler) kusursuz bir şekilde planlayıp mükemmel bir şekilde icra ettiği bir planın neticesi olarak görme, gösterme.  Tarihten, çoğu zaman yanlışlanamaz seçme deliller bulup, bunları öne çıkarma, sanki aralarında bir bağ varmış gibi de sıralama. Açıklanmak istenen olayın ve olgunun aktörlerinin iradelerini elinden alma, en basitinden dışarıdan gelen dürtülere göre hareket eden, kendi ajandası olmayan bireyler olarak resmetme. Açıklanan olayın veya olgunun bir komplo olmayabileceğini gösteren delilleri ise gözardı etme.  Komplo teorisyenliğinin temel bileşenleri bunlar.

DEVAMINI OKUMAK ICIN.....